Bir yıl önceydi. Bu millet tarihinde görmediği bir ihanet ve işgal girişimi gördü. Milletin her ferdi devlete sızmış hainlerin karşısında vücutlarını siper ettiler.  Tanklar, mermiler, bombalar… Ve buna rağmen eşi benzeri görülmemiş destansı bir karşı koyuş. 

Bir Temmuz akşamı Allah şahit ki/Şaha kalkmış vatan idi Mehmedim.

Her biri iyot gibi ortada kaldı. Sonrasında büyük bir mücadele başladı. Hainliklerinin kökünü kurutmak üzere… Zafer biraz hasar ister. Doğrunun yanında eksikler, yanlışlar da söz konusu oldu. Samanlıkta iğne aramak kadar zor bir mücadelede toza bulaşmamak kolay değil. İyi ve doğru  şeyler de kolay değildir zaten.          
                                                                   ***

Biz nerde yanlış yaptık cümlesi çaresizlik içeren cümledir. Bütün hayatımızı bu cümleyi söylememek üzerine inşa etmeye çalışırız.

Bakıyorum son günlerde gündeme dair herkes söyleniyor. Fakat kimse söylemiyor. Bir fısıltı furyası sessizlikler içinde… İnancımız, değerlerimiz yalnız adaletle var olabilir. Bugün yaptıklarımız için yarın dünyada öteki gün ahirette eyvah dememek için hassasiyet göstermek zorundayız.

Bütün renkler kirleniyordu birinciliği beyaz aldı der şair. En az bile olsa en  fazla kir adalet giysisinde belirir.
Altı çizilmesi gereken gecikmiş mücadelenin en güçlü bir şekilde yapılmasıdır bu konuda itilaf yoktur. İtilaf konusu bu mücadelenin nasıl yapılacağı, kapsama alanı konusundadır.

Zor zamanlar bu zamanlar... “Bilmediğimiz bir şey mi var, yanlış mı anlaşılırım, bir suçla itham edilir miyim” endişeleri insanları açık ve net konuşmaktan uzaklaştırıyor. Oysa hakikat susarak, bekleyerek bulunmaz. Hakikat köyüne zorlukları göze alıp her daim dosdoğru yolda yürüyerek varılır. Adalet hukuk devleti çerçevesinde kalarak sağlanır.

Hukuk çerçevesinde bir mücadele ancak bağımsız ve tarafsız yargı mensuplarının yerine getirebileceği bir şeydir. İyi niyetli herkes mücadelenin bir yerinde çaba sarf ediyor. Ve fakat kontrolü mümkün olmayan bir mücadelede kriptolar, kötü niyetliler, makam ve menfaat peşinde koşanlar, önündeki potansiyel kişileri etkisiz kılmak isteyenler yan tutuyor. Hatta suçlama kılıcını ellerine alarak tasnifi yapmaya kalkıyorlar. Mücadele ırmağının yatağını yanlışa çeviriyorlar.
Hani bir şarkı var; “Hangimiz düşmedik bu kara sevdaya...” diye… Fetö konusunda da siyaset mi kandırılmadı… Bürokrasi mi, esnaf mı, iş adamı mı, memur mu, gariban vatandaş mı… Hangisi kanmadı, hangisi pişman değil deliler gibi.

Aldatanlarla aldatılanları ayırmazsak masum kim kalır geride.

Bütün her şeye rağmen herkesin umudu halen sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan. Bizim hassasiyetimiz biliyoruz ki onun da hassasiyeti.

Hal böyle iken neden bu denli hata… Neden tabandaki bu fotoğraf tavana yansımaz. Siyasetçi için ölçü olan 17/25 Aralık neden bürokratlar için ölçü alınmaz. Yoksa 17/25 aralık söyleminin adliyede bir anlamı mı yok. Böyle ise üç beş milyon insanın bu kapsama gireceği göz önünde tutuluyor mu?

Tarihimizde hiç bir örneği olmayan bu ihanet girişimine karşı yürütülen mücadelede hakim ve savcılarımız ne kadar endişeşiz mesleklerini icra edebiliyor? Bu ortamda yapılan yanlışların faturasını sadece onlara kesmek hakkaniyete ne derece uygun? Hakim ve savcıların fetöcülük ithamı ile siyasal yargının adamı cenderesinde bırakmak ne kadar doğru bir şey?

Bugün yapılacak hataların yarın doğacak sonuçlarını ne kadar öngörebiliyoruz? Bir mücadelenin yapılması doğru yapılmasından daha fazla önemli değildir. Neşteri bu kadar derine vurursak hasta ameliyat masasında kalır. Derdimiz kanseri vücuttan atmaksa hastayı  masada bırakmamak gerekir. Madem muhalefeti beğen miyoruz, o halde kahve köşelerinde söylenmeyi bırakıp yanlışı, eksiği, hatayı yetkililere söylemek lazım gelir.

Yetkililerin de haklı mücadeleyi hakkın rızasına uygun sonuçlanması için çabasını bin kat arttırması lazım. Fetönün ekmeğine yağ sürecek bir mağduriyet algısına hizmet edecek yanlışları yapma lüksüne sahip değiliz. Bu konunun memleketin imarından çok daha önemli olduğu unutulmamalıdır.

Ateş çemberindeki Türkiye'yi özlenen huzura kavuşturmanın yolu ülke içindeki huzuru ve kamusal güveni sağlamakla mümkün olacaktır. Bunun da yolu ayağımıza kurşun sıkmayı bırakıp mücadele ırmağını kendi yatağına döndürmektir.
Bu vesile ile 15 temmuz şehitlerini rahmet ve minnetle anıyoruz.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mustafa 2017-07-26 11:19:13

teşekkürler kenan bey

Avatar
ömer 2017-07-26 11:19:24

elinize sağlık

Avatar
adil 2017-07-26 11:19:40

net bir yazı

Avatar
barış 2017-07-26 11:19:59

rabbim memleketimizi korusun

Avatar
osman 2017-07-26 11:20:20

rabbim bu millete merhamet etsin

Avatar
Davut ahmetoğlu 2017-11-07 09:20:45

'Madem muhalefeti beğen miyoruz, o halde kahve köşelerinde söylenmeyi bırakıp yanlışı, eksiği, hatayı yetkililere söylemek lazım gelir.' Bu cümleniz kesinkes doğru ancak bunu yapacak olan kim? Yetkililere ulaşmak ne mümkün?

banner53