KADERİN ÜSTÜNDEKİ KADER

Habercim19 Yazarı Av. Ömer Kılıç, FETÖ Terör Örgütü’nün darbe girişimi ve sonrasında yaşananları geniş bir pencereden ele aldı.

KADERİN ÜSTÜNDEKİ KADER

Habercim19 Yazarı Av. Ömer Kılıç, FETÖ Terör Örgütü’nün darbe girişimi ve sonrasında yaşananları geniş bir pencereden ele aldı.

25 Temmuz 2016 Pazartesi 18:05
KADERİN ÜSTÜNDEKİ KADER

Habercim19 Yazarı Av. Ömer Kılıç, FETÖ Terör Örgütü’nün darbe girişimi ve sonrasında yaşananları geniş bir pencereden ele aldı.


İşte o yazı:


Yüz yıl önce Osmanlıyı yıkanlar, Lozan’da Türkiye Cumhuriyetinin tanınabilmesi için halifeliğin kaldırılması şartını koştuklarında, Türk delegasyonu, bir gazete yazısının hacmini aşacak birçok nedenden dolayı bu şartı kolayca kabul etmişti. Oysa o makamın kaldırılmasına razı olanlar, bilerek ya da bilmeyerek İslam dünyasının başının gövdesinden ayrılmasına razı olmuşlardı. Zira çok sembolik de olsa halife, hala İslam dünyasının başı idi ve o an için ne kadar etkisiz olursa olsun barındırdığı potansiyel itibarı ile Haçlı-Siyonist ittifakı için tehlike teşkil etmekteydi.

Sonrasında ise tarihe birinci meclis olarak geçen ve Milli Mücadeleyi yürüten meclis, bu Lozan Antlaşmasını onaylamaya yanaşmadığı için feshedilmiş ve seçimden ziyade atamayla oluşturulan ikinci meclisin ilk iş ise bu anlaşmayı onaylamak olmuştu.

Özellikle son beş altı yıldır yaşananları yeni bir istiklal mücadelesi olarak görenler, komplo teorisi üretmekle itham edildiler. İnşaallah kimin komplocu olduğu şimdi anlaşılmıştır. Lozan’da İslam dünyasını başsız bırakanlar, Türkiye’nin yeniden İslam dünyasına baş olma tehlikesini(!) önlemeye çalışıyorlar. Yıllarca devşirme elitler vasıtasıyla kontrol ettikleri Türkiye’yi bu defa, elde ettiği gücü bırakmamak için şeytanla bile işbirliği yapabilecek kadar gözü dönmüş bir muhterisin, sapkın din anlayışına teslim olmuş bir şebeke vasıtasıyla tamamen ele geçirmeye kalkışmışlardır.

Güçlerini Müslümanların başsız, dağınık ve zayıf durumundan alan dünya egemenlerinin, İslam dünyasının yeniden ayağa kalkmasına tahammülü yok. Yüz yıl önce ebediyen bertaraf edildiği zannedilen İslam’ın yeniden ayağa kalmaya, ayağa kalkarken de sisteme meydan okumaya kalkışmasının, başta İslam dünyası olmak üzere tüm mazlum dünyada uyandırdığı heyecan, küresel müesses nizam için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.


İki milyara yaklaşan devasa nüfus, muazzam yer altı kaynakları, olağanüstü zengin coğrafyasıyla dünyanın en stratejik, en merkezi konumunda yer almasına rağmen Müslümanlar, bu başsız ve sahipsiz olmanın acısını yüz yıldır en ağır şekilde yaşamakta, maruz kaldıkları işgal ve yağmaya ses çıkaramadıkları gibi batılı ve batıcı zalimler tarafından her Allah’ın günü çocuklarının, kadınlarının, silahsız sivil insanlarının vahşice katledilmesi karşısında acı içinde kıvranmaktan başka ellerinden hiçbir şey gelmemektedir. 

Parçalanmış ve dağılmış, bu yüzden de zillet ve sefalet içinde yaşamak zorunda bırakılmış ümmet, işte bu yüzden Türkiye’yi bu zalim düzene kafa tutan bir ülke, Erdoğan’ı da sadece Türkiye’nin değil tüm Müslümanların lideri olarak görüyor. Bunu sadece onlar değil, dünyanın zalim egemenleri de gördüğü için, 2. Dünya savaşından sonra bir bakıma yeni sömürgecilik yöntemi olarak kullandıkları “demokrasi ve insan hakları” putunu yeme pahasına önce sivil kalkışmayla, olmayınca yargı darbesiyle, son olarak da askeri darbeyle o liderin kafasını kopartmaya kalkıştılar. 

Son saldırı olmadığına adımız kadar inandığımız bu 15 Temmuz darbesinden de güçlenerek çıkma ihtimali karşısında artık kendilerini tutamıyor, maskelerini de atarak, bir yandan “Türkiye’nin son umudu da öldü” diye ağıt yakıp, tankların altına yatan, uçaklara göğüs geren bu kahraman halkı, “Erdoğan’a kayıtsız şartsız itaat eden koyun sürüsü” diyerek aşağılarken, diğer taraftan da bu destansı direnişi darbecilerin beceriksiz olduğunu söyleyerek küçültmeye, darbenin başarısızlığını da darbecilerin aptallığı ile izah etmeye çalışıyorlar. 


İlk günler bu yönde bir kanaat oluştu ise de aradan geçen zaman içinde ortaya çıkan güvenlik kamerası ve mobese görüntüleri, darbecilerin hiç de beceriksiz, korkak, ya da aptal olmadıklarını göstermiştir. Millete ateş açılmasını emrederken gayet de cesurdular. Hemen her şeyi çok da iyi hesaplamışlardı aslında. Özel Kuvvetler, Özel Harekatçılar ve Milli İstihbarat Teşkilatı gibi darbeye direnecek noktaları teslim almakla zaman kaybetmeden direk ateş altına almış, kuvvet komutanlarını kısa sürede derdest etmiş, Cumhurbaşkanı’nı ölü ya da diri getirmek üzere en acımasız şekilde saldırıya geçmişlerdi.


Ama hesaplamadıkları bir şey vardı: Dünya mazlumlarının duası. Bosna’dan, Kosova’dan, Somali’den, Myanmar’dan, yıllardır nefes almasına bile mani olunan Gazze’den, dünyanın en zalim kuşatması altında gece gündüz bombalanan Halep’ten, Tükmendağından, Cebeli Erkattan (Kürt dağından) hasılı dünyanın dört bir yanındaki mazlumlardan yükselen duaların, her şeyi nasıl alt üst edebileceğini, zalimlerin tuzaklarını başlarına geçirebileceğini hiç hesaba katmadılar.


Yok, şöyle olmuşmuş da böyle olmuş. Hayır, en ince hesapları yaptınız, on binleri gözünüzü kırpmadan öldürmeyi göze aldınız. Mısır’ın darbecileri gibi yüz binleri öldürseniz, başta ABD olmak üzere küresel zalimleri arkanızda bulacağınızı çok iyi biliyordunuz, ama olmadı işte, yıllardır bu topraklardan dünya mazlumlarına uzatılan el engel oldu size, onların duaları karşı geldi. Allah’ın eli uzandı ve deşifre olan darbenizi beş saat öne aldınız ve bütün hesaplarınız alt üst oldu.


Laik Kemalist, sol sosyalist cenah da darbeyi Erdoğan’ın yaptırdığını iddia ediyor, ama darbe yandaşı görünmemek için de FETÖ’yü Ak Parti iktidarının palazlandırdığını, yıllarca kendisiyle işbirliği yaptığını, dolayısı ile bu sonu kendisinin hazırladığını söyleyerek bu rezil tutumlarına gerekçe arıyorlar. Tamam, bu yapı, Ak Parti yıllarında güçlerini katlayarak büyüdü. Otuz kırk yılda eriştiği gücü on yılda üçe beşe katladı, bu doğru. Peki, Erdoğan neden bunu yapmak zorunda kaldı, hiç düşündünüz mü? Bu adamlara devletin kapılarını sonuna kadar açmasının nedeni onlara duyduğu muhabbet miydi, yoksa kimilerinin iddia ettiği gibi yaşadığı kadro sıkıntısı mıydı? 


Elbette ki hayır. Şerrinizden başka türlü nasıl korunacaktı, söyler misiniz? Başka yol bıraktınız mı? 2002 Kasım’ında hükümeti kurduğu gün başlamadınız mı darbe planları yapmaya? Bu konuda söz söylemeye hakkınız yok. Bırakın dinci Erdoğan’ı bir yana, bütün seçilmişleri babanızdan miras kalan çiftliğinizi sizin keyfinize göre yönetmesi gereken kahya gibi gördünüz. Menderes’i hiç konuşmayalım. Dünya görüşleri itibarıyla size çok yakın oldukları halde Demirel’den, Ecevit’e, M. Yılmaz’dan Çiller’e ensesinde boz pişirmediğiniz herhangi bir siyasetçi geldi mi bu ülkeye? Rahmetli Özal ve Erbakan’a çektirdiklerinizi ise bir Allah biliyor, bir de kendileri.

Bu, aklını Pensilvanya’ya kiralamış şebeke, kendi ihtirasları yüzünden gerçeklerle de yetinmeyerek ürettiği sahte deliller nedeniyle kurtuldunuz Ergenekon, balyoz davalarından. Sütten çıkmış kaşık değilsiniz. Darbecilik genlerinizde var sizin. Ezanını susturduğunuz millet, ezan okuyan bir cumhurbaşkanı geçirdi başına, bunu hazmedemiyorsunuz. Allah sizin başınıza böyle bir çeteyi musallat etti, sonra da onların millete kurdukları tuzakları başlarına geçirdi. İkinize de oh olsun. Omerkilic91@Hotmail.com

 

Son Güncelleme: 25.07.2016 18:15
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sungurlu 2016-07-26 01:43:54

Tebrikler Ömer bey, çok hakkaniyetli bir yazı..

Avatar
Halil ÇETİN 2016-07-26 11:07:25

sevgili ömer abi;

yaziyi pür di̇kkat okudum. can alici nokta ''cemaati̇n akp i̇kti̇dari dönemi̇nde çok çok büyümesi'' kısmında sonuna kadar haklısınız. herkes bilir tarihi anadol pikabın üzerinde milli görüş gömlekli dava erleri merkezdeydi, merkez sağlamdı ama ya taşra, taşra ise allaha emanet muhafazar kesimde 2000li yılların başında cemaat kadar örgütlü hiçbir yapı bulunmamaktadır.o yüzden akp iktidarı taşrayı onlara emanet etmek zorunda kaldı sonucunda ise cemaat için ister iktidar hırsı de ister makam sevgisi isterse nefisklerine mağlup oldular de durum 15 temmuz sürecine kadar geldi. velhasıl ömer abi çok haklısın çok güzel yazmışssın kalemine ve yüreğine sağlık.
saygılarımla...

Avatar
Fatih akman 2016-07-26 12:47:42

Tebrik ederim ömer abi çok güzel bir yazı ağzına yüreğine kalemine sağlık

banner53