Ödev: Yapmakla yükümlü olduğumuz şey.

Görev. Vecibe. Vazife. Öğretmenin öğrencilere verdiği ev çalışması… Ders. ö/dev, öd/ev, öde/v. Kelime içindeki dev ile büyüklüğü, öd ile korkuyu, ev ile özel niteliği ve son olarak öde ile yapma zorunluluğunu çağrıştırır.

Yaşadığımız her tarih diliminde, her coğrafi alanda sayılamayacak kadar çok ödevlerimiz vardır. Bunların bazısını yerine getiririz, bazısını getirmeyiz. Ama kural bellidir. Kapının önünü süpür. Kendi işini kendin yap. Bugünün işini yarına bırakma.

Ödevi veren ile alan arasında bir altlık üstlük ilişkisi vardır. Öğretmen-öğrenci. Yöneten-yönetilen. İşveren-işçi. Toplum-birey. Yasa-vatandaş. Yaratan-yaratılan vs.
Doğduğumuz andan itibaren farkında olmadan yerine getirdiğimiz işler vardır. Okul sıralarında öğretmenin “Çocuklar yarınki ödeviniz bu çizgilerden bir yaprak doldurmanızdır.” demesi gibi. Ödevi sadece okul sıralarına hapsetmek de doğru olmaz. Zira hayatın her alanında vazifelerimiz vardır. Üstelik herkesin vazifesi aynı değildir. 

Öğrenci öğrenmekle, doktor tedavi etmekle, sanatçı sanatını icra etmekle sorumludur. Siyasetçinin ödevi toplumu bir arada tutmak, geliştirmek ve ortaya çıkan sorunları çözmek için adımlar atmaktır ama çoğunlukla oyların cazibesi bunu engeller. Asker ülkeyi savunur, ayakkabıcı ayakkabısını yapar ve çöpçü de çöplerini toplar. Ne var ki ödevler hiç bitmez.

Ödev bazen kaçmak, bazen yakalamaktır. Bazen almak, bazen vermektir. Bazen yaşamaktır, bazen de ölmektir. Veya bazen roldür, bazen hayatın ta kendisidir.
Bitki ve hayvanların bile ödevleri vardır. Dünyada insan yerine on insan olsak yine yaşayabiliriz. Fakat Orman yoksa oksijen yok, oksijen yoksa hayat yok. Arıların ölmesi bile yaşamı tehdit eden bir durummuş.

Ödev büyük şey yapmak değil, gerekeni yapmaktır. (DR.A. CARREL )

Komutan kışlayı gezerken kavak ağaçlarını subaya gösterip, “Bu ağaçları aynı hizada budattır.” diye emir vermiş. Bu işten anlamayan subay, ağaçların alt dallarını aynı hizada kestirecek yerde ağaçların uçlarından aynı hizada kestirmiş.

Askerler kamelyanın yanında nöbet tutuyormuş. Buna anlam veremeyen komutan nöbetin amacını sormuş. O da “Geldiğimde tutuluyordu ben de devam ettirdim” demiş. Bu kez önceki komutana sormuşlar ama o da bilmiyormuş derken aşama aşama ilk olarak kamelyayı yaptırtan komutana ulaşmışlar. Aldıkları cevap, “Kamelya ilk yapıldığında boyanmıştı. Biri oturup boya olmasın diye kamelyada nöbet tutturmaya başlamıştım. Sonra tayinim çıktı.” demiş.

Ödevin yerine gelmesinde ödül cezadan daha etkilidir. Ama ödül, bazen övgü, bazen para, bazen makam, bazense dinsel beklenti getirebilir.

Yöneticiler en çetrefilli olaylarda muhtemel rakiplerini görevlendirirler. Bu durum Keloğlan masallarında kızını ona vermek istemeyen padişahın Keloğlan’ı  devlerin üstüne göndermesine benzer.

Ödevin mi var, derdin var.

Her sabah yeni bir ödev yüklenir bize. 

Her akşam yükümüzü ödev diye yıkarız bir köşeye.






Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.