Ortadoğu’da Başından Vurulmak (2)

banner53

Ortadoğu’da Başından Vurulmak (2)

Ortadoğu’da Başından Vurulmak (2)

Halit Yıldırım

01 Ocak 2017, 22:16

Sultan Abdülhamid Han “Hangi taşı kaldırsam altından İngiliz parmağı çıkıyor.” Der. Gerçekten de Ortadoğu’da her taşın altından bir İngiliz çıkar.  Bu coğrafyada yaşayan Müslümanları yok etme adına sahnelenen tüm oyunların patenti öncelikle İngilizlere aittir. Diğerleri onların bu oyunda dağıttığı rolleri oynayan aktörleridir. Kimisi baş aktör, kimisi figüran…


İngilizler ile Ortadoğu ve özelinde Türk ilişkileri Haçlı Seferlerinde başlar. Ancak diğer Avrupa ülkelerine oranla iki ülke arasında 16. yüzyıl sonlarına kadar çok yoğun bir ilişki söz konusu olmamıştır. İngilizler ile Osmanlılar arasındaki ilk ciddi ilişkiler, 1553 yılında, Halep’te bulunan İngiliz tüccar Anthony Jenkinson’a, Osmanlı toprakları üzerinde ticaret yapma hakkı verilmesiyle başlar.


Hanedanlar arası ilişkiler ise, yine bir tüccar olan William Harborne’un, III. Murat’tan Kraliçe Elizabeth’e götürdüğü, 1579 tarihli mektupla… Sonunda bu yakınlaşmalar 1580 tarihinde, İngilizlere de kapitülasyon verilmesiyle sonuçlanır. 1583 yılında Harborne, İngiltere’nin ilk resmi elçisi olarak görevlendirilir ve iki ülke arasında ticareti örgütleyecek olan Levant Company de bu tarihte kurulur.


Bu tarihten sonra İngilizler bölgeye bir hayli ilgilenmeye başladılar. Kimi seyyah, kimi eçi, kimi bilim adamı sıfatıyla bölgeyi karış karış gezdiler. 16 - 20. yüzyıllar arasında John Sanderson, Thomas Dallam, Sir Thomas Roe, John Burbury, Francis Osborne, Lady Montaque, Henry Grenville, James Dallaway, John Hobhous, David Urquhart ve Charles Fellows gibi pek çok İngiliz Osmanlı kültürü ve coğrafyası hakkında kitaplar, en imce detayların dahi atlanılmadığı raporlar yazdılar. Bölgenin hem ayrıntılı bir haritası, hem de bölge yaşayan insanların etnik kökenleri, eğilimleri, zaafları, kavgaları, dostlukları, bağlılıkları bunlar sayesinde kayda alınmış oldu. Örneğin Sir Henry Layard, Osmanlı topraklarına önce arkeolog olarak gelmiş, sonradan büyükelçi olarak atanıp Osmanlı Devleti’nden Kıbrıs’ın koparılmasında ciddi rol oynamıştır. 


Sultan Abdülhamid ve daha sonra Vahîdüddîn’e yâverlik yapmış olan Ahmed Hamdi Paşa’nın, isyan bastırma göreviyle Yemen’e gönderildiği 1911 yılında tuttuğu notlar, o devirdeki oryantalist faaliyetlerin boyutu hakkında önemli ipuçları vermektedir. “Âlem-i İslâm ve İngiliz Misyoneri – İngiliz Misyoneri Nasıl Yetiştiriliyor” (İstanbul 1334) adlı eserinin bir yerinde (s. 73-74); “Şimdiye kadar Osmanlı ülkesinde seyahat eden, araştırma ve incelemelerde bulunarak eser yazanların, elde ettiğim isimlerini buraya alıyorum“ diyerek sıraladığı 50 yabancı isim, kimlikleri üzerine dikkatle eğilmeyi hak edecek bir konumda durmaktadır. 


Bu ajanlar kendilerinden sonra bölgeye gelen ajanları hem yetiştirdiler hem de geride bıraktıkları bu raporlar sayesinde onlara kiminle görüşeceğini, nereye nasıl ulaşacağını bildiklerinden yeniler de aradıkları her şeyi elleriyle koymuş gibi buldular.


Toplanan bu bilgiler, İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nca değerlendirildikten sonra, alınan önlemler uzun süreli planlar olarak bu topraklarda her türlü ayrılıkçılık, ırkçılık, cehalet, fakirlik, hastalık ve ahlaksızlığı yayma programları şeklinde tanzim edildi. 


Arkeolog ve bilim adamı olarak bilinen David George Hogarth da bir İngiliz ajanıdır aslında... Bir dönem Oxford Üniversitesi'nde öğretim üyeliği de yapan Hogarth, 1908 yılında Reginald Campbell Thompson ile Karkamış'ta kazı yapmıştır. 1911 yılında ise bu sefer T. E. Lawrence ve Arthur Evans ile birlikte aynı bölgede bir kazı çalışması daha başlatmıştır. İşte bu arkeolog 1915’te I. Dünya savaşı sırasında İngiliz Deniz Kuvvetleri İstihbarat Dairesi’nin Coğrafya biriminde görevlendirildi. Osmanlı’ya karşı Arap isyanını organize etmek için Kahire’ye gönderildi. Kahire İstihbarat Servisi (Cairo Intelligence Department)’ne bağlı olarak kurulan Arap Bürosu (Arab Bureau)’nun başına geçti; Gertrude L. Bell ve T. E. Lawrence’le birlikte çalıştı. 1919’da Paris Barış Konferansı’nın Orta Doğu Komisyonu’nda İngiliz Hükümeti’nin temsilcisi oldu.


Bir diğer tanıdık isim ise Sir Mark Sykes’dır. Hani şu Sykes-Picot anlaşmasının mimarı… Sykes 1879 da doğdu 1919’da öldü. 1905 sonrasında İstanbul’daki İngiliz konsolosluğuna onursal ateşe olarak çalıştı. 1911’de milletvekili oldu. I. Dünya Savaşı sırasında, Kahire İstihbarat Servisi’ne bağlı olarak meşhur “Arap Bürosu” (Arab Bureau)’nun kurulmasını sağladı. 1916 Mayıs’ında, savaş sonrası Osmanlı topraklarını (özellikle Şam, Suriye, Lübnan ve Batı Şerîa’yı içine alan toprak parçasını) İngiltere, Fransa ve Rusya arasında paylaştırma şeklini belirleyen ve “Sykes-Picot” adıyla anılan anlaşmayı; François Marie Denis Georges-Picot’la birlikte imzaladı.
Sonuçta iki üç asır süren bu çalışmaların neticesinde Ortadoğu başından vurulmuş, başsız kalan gövdenin her uzvu birilerine yem olmuş. Göstermelik devletçikler, akla mantığa aykırı sınırlar sorunları büyüterek bu günlere getirmiş…  Hatta bu gidişle yarınlarımızı da meşgul edecek gibi…


banner9

Yorum Gönder

@name x