İslam düşünce geleneğinde Gazali ile başlayan bir tehafüt geleneği var. İlginç ve öğretici olduğu kadar düşünce tarihinin en güzel örneklerinin verildiği bir gelenek. En çok bilineni Gazali’nin, İbni Sina ve diğer felsefecileri eleştirdiği Tehafütü’l-Felasefe’si ve İbni Rüşt hazretlerinin de Gazali’nin bu eserini eleştirdiği Tehafütü't-Tehafüt’ü… Tehafüt geleneği felsefeye karşı bir reaksiyon sayılsa da esasında kendisi de felsefi bir usuldür. Hem de esaslı bir usul… (hepsine rahmet ola)

Bu gelenek yok artık. Tehafüt yazacak çapta ilim sahibi insan olmadığı gibi tehafüte konu olacak bir düşünce biçimi de gelişmiyor. Kadim düşünceler, tafsilatlı fikirler çağın hengamesinde ezile ezile birer sapmaya hatta sapkınlığa dönüşüyor. Hâsılı “tehafüt” geleneği öldüğü gibi, geleceği de ölmüş durumda.

Geçtiğimiz günlerde bir habere rastladım. Haberde aylık fikir ve siyasi analiz dergisi Yörünge’de Mehmet Erdoğan imzalı, “İsmet Özel’i Tenkit Vakti Geldi” başlıklı bir yazıdan söz ediliyordu. Yazıyı bulup okudum ve aklıma tehafüt geleneği geldi. Mehmet Erdoğan’ın İsmet Özel’e yaptığı eleştiriler bu geleneği yeniden gün yüzüne çıkaracak evsafta eleştiriler değil elbet.

Mehmet Erdoğan, “itibarın ancak bedel ödemekle mümkün olduğunu” ve bedeli ödenmeyen itibarın “sünnetullaha uygun olmadığını” ifade ederek yazıya giriş yapmış. Ardından şu soruyu sormuş: “İsmet Özel neden çevresine faydalı bir şair ve yazar olamadı / olamıyor?” Mehmet Bey itibar kazanmanın yordamını örtülü bir şekilde verdikten sonra İsmet Özel’e yönettiği sorusunun cevabını “aforizma” tadında kendisi vermiş: “çünkü o, bir yere değil hep kendisine çağırmaktadır”.

Yazının hayrete değer tuhaflığı haiz kısmı ise Martin Buber – İsmet Özel ilişkisi ara başlığıyla kaleme aldığı kısım. 1878 –1965 yılları arasında yaşayan Buber, Avusturya doğumlu Yahudi asıllı Alman feylesof. Buber, Sartre’dan farklı olarak ben-sen-o ilişkileri arasındaki ayrımı bir tür dinsel varoluşçu anlayışla yapması. Buber, felsefesini tanrı –kul, kul – tanrı diyalogu üzerine kuruyor. Mehmet Bey’in Özel ve Buber arasında benzer ve ayrı gördüğü şeyler nedir bunları tam olarak anlayamadım. Ama sanırım asıl eleştirilmek istenen şey(ler) İsmet Özel’in “çevresine faydalı bir şair ve yazar olamaması, seslendiklerini bir yere değil kendisine çağırması, anlaşılmaması, bütünleşememesi vs!!!”

Mehmet Bey’in “tenkit vakti geldi” diyerek özel hakkında söyledikleri özgün, nitelikli ve yeni şeyler değil. Yaptığı tenkit, Özel’den işitmek istedikleri cümleleri duy(a)mayanların yahut onun şairlik sıfatını kabul edip bir düşünce adamı olduğunu kabule yanaşmayan ehl-i kelam (kalem değil) birçok kimsenin yaptığı göndermelerden ibaret.

Erdoğan’ın tenkidinden anladığımız kadarıyla Özel; çevresine faydalı bir düşünce adamı ol(a)mamış ve tenzihen mekruh bir itibar kazanarak insanları bir yere çağırmak yerine kendisine çağırmıştır. Dahası O bütünle kaynaşamamış, kendisine üstünlük izafe ederek orijinal olma hastalığına kapılmış. Mehmet Erdoğan, Özel’e izafe ettiği felsefenin “biz ve onları” olmayan “bile-isteye seçilmiş ve bütünle kaynaşamamış bir felsefe” olduğunu ifade ediyor.

Gerçekten böyle midir? Zira nicedir İsmet Özel’in minnetsiz bir şekilde düşünce sahasına çektiği şeyleri ciddiye ya da kâle almama tavrı yazıya taşınmaya çalışılıyor. Onun şairlere özgü kuraldışılık sınırları içerisinde kalmasını ve yalnızca şiir yazmasını salık veriyor mütedeyyin enteljansiya. Şairliğine hürmeten olsa gerek şiirine zoraki itibar bir itibar var. Veya tersi… Kök söker gibi zikrettiği düşüncelerine ise dudak büzüyor “düşünüş adamları”. Bu durum sadece İsmet Özel için geçerli değil aslında. Düşünce bahçesine çınar ağacı dikmeye çalışan şairlerin geneli için de böyledir. Yargı kesin; “şiir yazmaya devam et(sin) ama düşünmek senin/onun işi değil”!

Peki, İsmet Özel kimseye faydası olmayan düşünceleri niye böyle gümrah bir şekilde seslendirmektedir, bugüne kadar yazıya döktüğü veya söylediği şeyler orijinallik peşinde koşma yeniyetmeliği midir? Ve daha da önemlisi özel bizi nereye çağırmaktadır ve söylediklerine kulak astığımızda kendimizi nerede bulacağız?

İnsanın gençlik döneminde uçarı düşünceler, beylik laflarla kendine yer açmak istemesi anlaşılır bir şeydir. Ama yetmişini geçmiş, arkasında taş gibi eserler bırakmış üstelik düşünmenin kudretinin yüzüne yansıdığı bir şairin böyle bir yola tevessül edeceğini düşünmek asıl tenkit noktası…

Erdoğan’ın nereden ve hangi akli-nakli delile dayanarak çıkardığı belirsiz olan “bedel ödenmeden kazanılan itibarın sünnetullaha aykırı olma durumu” ise tenkide nereden başladığını açık ediyor. İsmet Özel’i kör inancın kavramlarıyla tenkit etmek yahut onun bizi bir yere değil kendisine çağırdığını söylemek sanırım şayiadan öte gidecek şey değil. Zira şu mısralar Özel’in ve  böyle tenkitlere de tabi bir cevabı da sayılır;

“İnsanlar

hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır

o ferah ve delişmen birçok alınlarda

betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır”

Yine Özel’in çevresine faydalı olmadığı kanaatine vararak yaptığı eleştiri ise Mehmet Bey’in “fayda” kavramından ne anladığını muhkem bir şekilde ispat ediyor. Şair, düşünür, feylesof; çevresine sürekli sekinet telkin eden polyanna dedesi değildir. Şairin böyle görülmesi bile bir defter dürülmesidir aslında…

İsmet Özel’i anlamak için bir “şair okuma kılavuzuna” gerek yok. En yalın ifadeyle ve hiç yoksa ‘Kırk Hadis’ini alıp okumak kâfidir. Zira o kitapta müthiş bir şair inceliği ve feraseti, insanı hayran bırakan bir hadis işçiliği vardır. Üstelik alim diye ardı sıra dört nala koşulan insan tiplerinin asla yazmaya güç yetiremeyeceği incelikle yazılmış bir kitaptır, Kırk Hadis… Burası bahs-i diğer elbet…

Özel’in anlaşılmaz, işe yaramaz, kibirli, küflenmiş, özenti, gürültülü ve fâsit şeyler söylediği cihetiyle onu tenkide varanların yapması gereken tek şey var aslında: “İçlerindeki zalim şüpheyi kaldırmaları”. Zalim şüphe kalktığında kalp kendisini hakikate ve düşünceye açacaktır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
aa 2017-11-29 10:10:58

yazar şair ismet özel, muhatabıyla buluştuğu tüm platformlardan çekildi, gazete yazılarını severdim en çok. baktı ki olmuyor (Sırtında taşıdığı ağır kufeyi, kmse sırtlamayı bırak, önündeki taşları bile temizlemiyor ayakları takılmasın diye) vaz geçti hepsinden ..hakzız da değil hani..

banner53