Buna benzer bir sözün sahibi olmayı çok isterdim. Ve fakat her dilin kendine münhasır yiğidi oluyor. Vesselam bu koca söz de Türkçenin yiğidi, Şair İsmet Özel’e ait. Değme babayiğitlerin kaldıramayacağı kadar ağır ve hakikat olan bu sözün bir mümin’e nasip olması sevindirici. Bu nedenle övünebilirim. Bir şaire nasip olması ise ayrıca düşünülmesi gereken durum. Yeri gelince İslam’ın sancağını taşımakla övünen bir milletin içinde, bu sözün neden şaire inzal olduğunu idrak ettiğimiz vakit, anlayacağımız çok şey olacaktır. Türkiye’de ilim bilim filim adamı ve alim malim diye karşımıza çıkan kendi kuruyan kavak akıllı tiplere nasip olmadığına ise daha çok seviniyorum. Nasipsizliğin bu kadarı tesadüf olamaz kendi kuruyan kavak akıllı z/âlimler için.

Türkiye, birçok saçma sapan halin ülkesi olduğu gibi aynı zamanda iddialar ülkesidir de. Bu ülkede, hayatın rahmine yeni düşen gençlerin kulaklarına, çok büyük hayatlar yaşaması için herkesin “iddiası” olması gerektiği fısıldanır. Gençler, fısıltının o anki ihtişamıyla bir daha asla sırtından atamayacakları yükün altında kalırlar. Akıllarına sokulan büyükhayat tahayyülü de büyükhayal olarak kalır ve sürgit böyle devam eder. Çantasını bile taşımakta güçlük çeken çocuklara koskoca cumhuriyet emanet edilir mesela. Tarihin bütün hatalarını düzeltmesi için yalınkılıç donatıldığını ve seçildiğini düşünür, gençler.
Çoğu kimsenin, bir iddiası vardır. Kimi yeryüzünde adaleti hâkim kılacaktır, kimi İslam’ın sancağını bütün iklimlerde dalgalandıracaktır, kimi ülkesini atlasın en muhkem köşesi yapacaktır vs vs. Sonra iddialar daha da büyür! Kimi dağları eritip milletimizin selameti için kurşun dökecektir, kimi başka şeyler yapacaktır.  İddialar, iddialar...  Derken gün gelir, herkes iddiasından vurulmuş bir şekilde akbabaları bekleyen bir kadavraya benzer ve kendi ömrünün bir an önce çürümesi için yakaracak kerteye gelir. Ka/ederi böyledir bazı coğrafyaların. 

Maalesef bir insanın iddiası ne kadar büyükse onun varlık alanındaki hacmi o kadar oluyor. Bu tehlikeli, samimiyetsiz, sonuçsuz bir var olma taktiği sadece. Din, inanç, hayat, siyaset, iş, aş, aşk (işaşaşk) hepsi de sırılsıklam iddia. Kimse eliyle çekip çevirdiği şeylerle kendini ortaya dökmüyor. Türkçeyi dünya dili yapacağını iddia ediyor yaşı veiçi geçmiş bir adam. Sanki Türkçe, şimdiye kadar ahiret diliydi. Ya Türkiye’yi bir dünya devleti yapıyoruz diyenlere ne demeli. Marsın doğusunda mıydık şimdiye kadar? 

Daha, eli cebinde gezip yiyecek ekmeğe muhtaçların, Himalayalar kadar büyük iddialarından söz etmiyorum bile. Allah insanı hakikaten iddiasının çatından vuruyor. Bu sadece “insan teki” için değil toplumun geneli içinde geçerli bir hakikat. Başkalarını kendine hayran bırakmak için olmayan yeteneği, durumu varmış gibi göstermek yüksek perdeden bir edepsizlik.  İddialar en zayıf yeridir insanın. Neyse iddian, tam oradan gelir imtihan… (slogan gibi oldu)
Melekler, insanın ipe sapa gelmeyen tamamen kibir yüklü iddialarını koyu kalemle yazar. Koyu ve tükenmeyen kalemle… 

İrfan  kurusu camiaların ve idraki kurnazlık madeniyle örülmüş bunakların, habis rüyalarına teslim edeceğim bir hayatım yok benim. Kimsenin de olmamalı. Beni seni onu, üçgen-kafasına göre ateşten kurtarılacaklar listesine ekleyip, önümüze reçete koyanların canı cehennemin taaa dibine. 
İçimizdeki en insani çelişkilere bile musallat olacak kadar bizi insanlığımızdan etmek isteyenlerin cirit attığı bir zamanda, güçsüzlüğümüzün ve kimsesizliğimizin hatırına, Allah iyi ki insanı iddiasından yakalıyor.

İşte bu yüzden “İnsanlığımızı tavlayan her şeyden kurtulmalıyız.” Kim ki insanlığımızı tavlamanın derdine düşmüşse ve buna dair kumpasların peşindeyse asla sınır tanımıyor demektir. Vatanımıza, topraklarımıza, insanlarımıza, ailemize, soframıza ve ekmeğimize zehir katmak için fırsat kolluyordur. Herkesin kime yem olacağına karar verme özgürlüğü vardır. Ancak varlığını şahsiyetsizliğin albenisine yem etmek istemeyenler ve kalbinde bir elif miktarı olsun iman olan insanlar süslenmiş ve alaca vakitlerde önüne konulan iddialara bakmamalı. Hangi âlimin, hangi bilgenin, hangi devlet büyüğünün, hangi bilimcinin söylediğine bakmadan.

Etrafınıza baktığınızda zulüm-zalim-mezalim kavramlarının içine kim dâhil oluyorsa emeğiyle geçinmiyor, kitapsızlığın avuçları arasında şen şakrak, alnının çatında kirli önermeleriyle yaşıyor demektir. 
Bir mütefekkirin(Nurettin Topçu) söylediği ne kadar doğruymuş. Hem iddia da değil, büsbütün hakikat:“Emeğiyle geçinenler, zalim olamaz”. 

Zira emeğiyle geçinenlerin iddiası yoktur. Zalim olmaya fırsatları da… 






Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İnci okumuş 2016-12-08 07:37:22

sözün aslı fethi gemühlüoğlu üstada aittir.


"sakın, sakın hiçbir mevzuda iddia tavrı içine girme allah insanı iddiasıyla mağlub eder." fethi gemuhluoğlu

i̇ntihallere düşmemek için evveli iyi okumak gerekir.

banner182

banner110