“Aylar da kirlendi takvimlerinde” dizesinde olduğu gibi çağrışımları kötü bir şubat ayını geride bıraktık. Postmodern bir darbenin yıldönümünde herkes o dönemde yaşanan yanlışlıkları daha cesurca yazdı. Gerçeği kamufle eden örtüler kaldırıldığında “Bütün olanların gerçek yüzü bu muymuş” diye hayretler içinde kalıyor insan. Yaşananlara baktığımızda, ha ABD’nin Irak hakkındaki yalanları, ha darbecilerin irtica paranoyaları… Her ikisinde de ortaya salınan sanal tehlikeler ve sanal korkular. Gerçek amacın farklı olduğu suyu bulandırma isnatları.

O günün kahramanları(!!) tarih sahnesinden birer birer çekildiler. Bulundukları makamların verdiği güçle herkesi hizaya sokan ve kendilerini yüz üzerinden yüz hissedenler, emekli olduklarında başlarındaki birin silinip gittiğini ve kendi gerçek değerlerini gördüler. Mührünü kaybeden adını da kaybetti. Demir eliyle Millete giderayak vurduğu tokattan dolayı elini sıkacak kimse kalmadı. Aile fotoğrafındakiler uçup cezaevine kondular birer birer.


Kendini çevik ve bir numara görenlerin hayallerine kar yağdı, hevesleri kursaklarında kaldı. Mesutlar huzursuz her şeyini kaybetmiş. Yalımların ateşi sönmüş. cinliğiyle siyasetin doruğuna çıkanlar, tarihin çöplüğünde eşiniyor. O günün sanal kahramanlarından bir başkası ise küresel ısınmadan sular çoğalsa da, kendi rengini ve kokusunu değiştirmesine rağmen gittikçe azalmakta olan deniz. Bir aşama sonrasında kurursa şaşmamak lazım.


O günün kahramanlarının(!!) bir kısmı emekliye ayrılırken, bir kısmı “Siyaset nasıl yapılır bak size gösterelim” diye çıktılar meydanlara. Ama meydanlarda kimseyi bulamadılar.


Kurdukları, girdikleri partilere bir tek kendileri oy vermiş olmalı ki rakamlarla ifade edilemedi aldıkları oy. Vefasızlık türküleri söylediler, “Eskiden böyle duyarsız değildiniz” diye sitem ettiler gazetecilere. Hatalarını itiraf etti kimisi. Pişmanlıklarını belirtti kimisi.


O günün kahramanlarının(!!) hizmetine sayfalarını sunanlar, günah çıkarmaya başladılar. Dünkü dostlarının kirli çamaşırlarını döktüler ortalığa.


Haksız suçlamalar, fişlemeler; onurları çiğnenen, işsiz kalan insanlar kaldı geride. Bir yığın hukuksuzluk ve hortumlama kaldı ayrıca.


Postmodern şubat darbesi yukarıdaki gibi bir çok olumsuz çağrışımlara yol açıyor, içinde yaşadığımız için.


Bir çoğumuzun içinde yaşamadığı mayıs, mart, eylül darbelerinin vebali de az değil. Bakmayın siz, cumhura yedinci baş olma şerefine nail olan zatın, demokrasi ve özgürlük adına söylemlerine. Asker oldu, darbeci oldu, siyasetçi oldu, emekli oldu, ressam oldu, nihayet demokrat ve özgürlükçü bir aydın olmaya soyundu.


Hiç kimsenin bilmediği bir konuyu ortaya atıyormuş gibi, Amerika’yı yeni keşfetmiş gibi eyalet sistemini ortaya atması, siyaset bilirmiş gibi DTP ile ilgili açıklamaları “Bu ne perhiz bu ne lahana…” dedirtecek cinstendir. Bu açıklamasıyla, birilerinin yaptığı gibi hainlik muamelesini hak etmiyorsa da demokratik anlamda iyi bir cevabı hak ediyor. Bu yaşta Türkiye’ye hizmet edecek olan adam, gider kendi hakkında soruşturma açtırır da biz de bu sayede, bundan sonra darbelerle yatıp kalkmayız.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner110