Aşgın hedefi açıkladı: Yıllık 500 bin
Aşgın hedefi açıkladı: Yıllık 500 bin
00:44Örtü yangınının sıçradığı araç kül oldu
Örtü yangınının sıçradığı araç kül oldu
00:34Çorum FK taraftarlarından vefa
Çorum FK taraftarlarından vefa
00:13İYC Kavşağı tamam, 15 gün sonra başlıyor
İYC Kavşağı tamam, 15 gün sonra başlıyor
“Bir Şeyler Söyler Filistin/Kendi Filistin’ini Anlat” panel serisinde gündem yine mazlumlar oldu.
Filistin Atölyesi tarafından düzenlenen “Bir Şeyler Söyler Filistin/Kendi Filistin’ini Anlat” panel serisinin onuncusu Çorum Kültür Merkezi’nde yapıldı. Panelde Av. Burak Karaca moderatörlük yaparken, Hitit Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Erginli ve Öğretim Görevlisi Asuman Gökgöz de konuşmacı olarak katıldı.
Paneli açan Burak Karaca ilk sözü Zafer Erginli’ye verdi. Erginli şunları söyledi:
GARAUDY’NİN SİYONİZM MÜCADELESİ ÜZERİNE
“Roger Garaudy (1913 Marsilya-2012 Paris), sonradan Müslüman olan Fransız düşünürdür. Sorbonne’da felsefe doktoru yapmış, Almanca, İngilizce, Rusça ve Müslüman olduktan sonra Arapça öğrenmiştir. En önemli yönü, Siyonizm’e karşı yürüttüğü mücadeledir. Bu mücadele 1982’de başlar. Kitapları bu tarihten itibaren aralıklı olarak yasaklanmış, en son 2024’te, ölümünden 12 yıl sonra Almanya’da yasaklanmıştır.
Garaudy hayatını dört döneme ayırır: Çıraklık Dönemi (1939-1945): Don Kişot’u kendine örnek alır; doğru bildiğini çıkar gözetmeden savunur. 1919-1933’ü “Donkişot’un Doğuşu” olarak anar. Bu dönemde Hıristiyan’dır, Komünist Parti üyesidir ama inancını korur. 1940-1943’te, Fransız hükümetinin Hitler’le anlaşmasını protesto ettiği için Cezayir’de 33 ay sürgün kalır.
Marksist Dönem (1945-1970): Fransız Komünist Partisi’nde Marksizm, estetik ve sanat üzerine çalışır. 1945-1962 arası milletvekili, senatör ve meclis başkanı olur. Sartre’la halka açık tartışmalar yapar. 1968’de Prag’ın Sovyetler tarafından işgalini eleştirince 1970’te partiden ihraç edilir.
Proje Dönemi (1970-1982): Sanat, estetik ve medeniyet çalışmalarına ağırlık verir. İslâm’la ilgili ilk kitapları 1977-1981’de yayımlanır. Henüz Müslüman değilken yazdığı Yaşayanlara Çağrı (1979), kurduğu derneğin adı olur. Müslüman olduktan sonra da İncil ve Marks’ın Kapital’inden vazgeçmez.
İslâm Dönemi (1982-2012): Filistin’e ilgisi, İsrail ve Batı eleştirileri Müslüman olmadan önce başlar. 17 Haziran 1982’de iki Hıristiyan rahiple Le Monde’da yayımlanan “İsrail Saldırganlığının Anlamı” yazısı ilk çıkışıdır. 2 Temmuz 1982’de, 69 yaşında Cenevre’de Müslüman olur. Ardından Fransız Siyonist örgütü LICRA tarafından ağır baskı, tehdit ve mahkemeyle karşılaşır. 1982-1988 arası evinden çıkamaz, kitapları yasaklanır, yayıncılarına ABD tercüme hakları verilmeyeceği tehdidi yapılır. Mahkemede suçlu bulunur ama cezası tecil edilir.
1983’te L’affaire israël (İsrail Sorunu) yayımlanır ve “Filistin Sorunu”nu adlandırması yerine “İsrail Sorunu” demenin daha anlamlı olduğunu vurgulamış olur. Kitap yeni bir mahkemeye ve hükme yol açar. 1986’daki İlâhî Mesajlar Toprağı Filistin en kapsamlı eseridir: Filistin’in antik tarihi, Hıristiyan Siyonizmi’nin tarihi ve modern işgal süreci; burada Nazizm ile Siyonizm arasındaki iş birliğine de yer verir.
1996’daki İsrail Mitler ve Terör Türkçe’de en bilinen eseridir. 1997’deki Şahitlerim, mahkeme savunması için topladığı mektup ve şahitlikleri içerir.1998’deki Le procès du sionisme israélien ise yargılanma süreçlerini anlatır.
Garaudy, İsrail yayılmacılığının ABD desteğine bağlı olduğunun farkındadır; Çöküşün Öncüsü ABD (1997) ve Amerikan Efsanesi (2002) bu bağlantıyı açığa çıkarır.
Garaudy’e göre tek bir Yahudi’nin öldürülmesi insanlık suçudur; Holokost’ta öldürülen Yahudi sayısı abartılıdır ve Yahudi olmayan ölü sayısı daha fazladır. Holokost, Siyonistlerin muhaliflerini susturma aracıdır. Siyonistlerin Holokost’u bahane ederek Filistinlileri katletmesi kabul edilemez. Filistin, Yahudilerden çok önce Filistinli halkındır. “Vaad Edilmiş Toprak” tarihseldir, bugün için geçerli değildir; bu inanç, Amerikan yerlilerinin katlinde de araçsallaştırılmıştır. Siyonistlerin çoğu ateisttir; dini inançları siyasi amaçlar için kullanırlar. Siyonistler II. Dünya Savaşı’nda Nazilerle iş birliği yapmış, teröre başvurmuştur. İsrail, Filistin’de bir apartheid rejimi uygulamakta ve ABD’nin Ortadoğu’daki paralı ordusudur; ABD desteği olmadan altı ay bile yaşayamaz.
Özetle Garaudy, hayatının son otuz yılında Siyo-emperyalist hegemonyaya başkaldıran bir Don Kişot’tur.”
Zafer Erginli’den sonra sözü alan Asuman Gökgöz ise şu değerlendirmeleri yaptı:
FİLİSTİN’DE DİRENİŞ HAYATINS TA KENDİSİDİR
"Filistin direnişi sadece askeri bir unsur değil; nesilden nesile aktarılan insani boyutları, toplumsal hafızası ve sarsılmaz duruşu (Sumud) olan bir yaşam biçimidir. Coğrafi olarak üç ana grupta ele alınan Filistinliler (Batı Şeria, 48 Arapları ve Gazze), işgalin farklı ve keyfi zulüm biçimleriyle her gün yüz yüze kalmaktadırlar.
Batı Şeria’da Filistinlileri yaşadıkları bölgeler ve bu bölgelere göre maruz kaldıkları zulümlere göre ayırabiliriz: 1993 Oslo Anlaşması ile A, B ve C bölgeleri biçiminde ayrılan Batı Şeria’da, en olumsuz şartlar, sivil ve askeri kontrolün tamamen işgal güçlerinin elinde olduğu C bölgesinde yaşanmaktadır. C Bölgesi, Batı Şeria toprakların %60'ını oluşturmaktadır. Filistinlilerin bu bölgede ev yapması yasaktır; yapılan evler yıkılmakta ve yıkım bedeli de kendilerine ödetilmektedir. Ayrıca su kaynaklarının %80'inden fazlasını kontrol eden işgal gücü, Filistinlilere suyu kotalı vermektedir. Batı Şeria’daki yüzlerce kontrol noktasında Filistinliler saatlerce bekletilmekte, aşağılayıcı aramalara ve askerlerin keyfi sataşmalarına maruz kalmaktadır. Hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden yapılan "idari tutukluluklar" ile insanlar yıllarca hapiste tutulabilmektedir.
İkinci kategoride yer alan Filistinliler ise 48 Arapları (İçerideki Araplar) olarak anılırlar. İşgalci İsrail vatandaşı olmalarına rağmen Yahudi Ulus Devlet Yasası (2018) ile ikinci sınıf vatandaş konumuna itilmişlerdir. Askerlik yapmadıkları gerekçesiyle sistematik olarak ekonomik ayrımcılığa uğramaktadırlar.
Üçüncü kategoride bulunan Gazzelilerin yıllardır maruz kaldıkları soykırım ve ablukanın yanı sıra gördükleri zulüm ve ayrımcılık Filistin toprakları ile sınırlı kalmamıştır. Diğer ülkelerde de ayrımcılığa uğradıkları görülmektedir.
Bunların dışında bir de Kudüs’teki Filistinliler söz konusu. Burada yaşayan Filistinliler "mavi kimlik" ile dâimi ikamet iznine sahip olup misafir statüsündedirler. Yani ne Filistin vatandaşıdırlar ne de İsrail. Üstelik yurt dışında uzun süre kalmaları durumunda kimlikleri iptal edilmekte ve şehre dönüşleri engellenmektedir.
İşgal gücü; gümrük vergilerinde kesintiler yaparak, muhabir bankacılık sistemi üzerindeki hukuki koruma sürelerini daraltarak ve ithalatı kısıtlayarak Filistin ekonomisini tamamen kendine bağımlı kılmaya çalışmaktadır. 7 Ekim sonrasında işçi izinlerinin iptal edilmesiyle işsizlik %30'a yükselmiştir.
Filistinliler bu ekonomik kıskaca karşı şu yöntemlerle direnmektedir:
Dijital Ekonomi: Gençler Upwork ve Fiverr gibi platformlarla serbest çalışmakta, Mashvisor gibi küresel teknoloji şirketleri öne çıkmaktadır.
Kendi Kendine Yetebilirlik: İthalata bağımlılığı azaltmak için alternatif yerel üretime, topraksız (hidroponik) tarıma ve yerli malı kampanyalarına odaklanılmaktadır.
İsrail'in dış dünyaya çizdiği "yenilmez" imaj ve Demir Kubbe efsanesi 7 Ekim sonrasında yerle bir olmuştur. Rejim, kendi içinde derin sosyal ve siyasi çatlaklar barındırmaktadır: İsrail’de ciddi kuşak çatışması yaşanmaktadır. Devletin kuruluşundaki o ideallerden uzaklaşmış, uyuşturucu, intihar ve kutuplaşma sorunlarıyla boğuşan, devletsiz dünyayı bilmeyen günümüzdeki 4. nesil bir rehavet içindedir.
Öte yandan İsrail’de etnik ve siyasi kutuplaşmanın yaşandığı artık çok açıktır. Kurucu elit olan Avrupa kökenli Aşkenazlar ile dışlanan Doğu kökenli Sefaradlar (Mizrahiler) arasındaki uçurum derindir. Ülke adeta radikal yerleşimcilerin temsil ettiği "Yahuda Devleti" ile sekülerlerin temsil ettiği "Tel Aviv Devleti" olarak ikiye bölünmüştür. Yanı sıra yaşanan askerlik krizi de analiz edilmelidir. Aşırı dindar Haredi kesimin askerlikten muafiyet ısrarı ve buna karşı çıkan seküler kesimin öfkesi hükümeti tehdit etmektedir.
Son olarak yaşanan ekonomik ve sosyal çöküşten de söz edilebilir. Sürekli seferberlik hali yedek askerleri iş gücünden çekmiş, teknoloji firmaları ülkeden kaçmış, turizm bitmiş ve bütçede devasa kara delikler oluşmuştur. En büyük insani çatlak ise güvensizlik hissi nedeniyle çift pasaportlu eğitimli nüfusun ülkeyi kalıcı olarak terk etmesi (tersine beyin göçü) olmuştur.
7 Ekim’den sonra daha da faşizan ve saldırgan bir karaktere bürünen işgal rejimi, kendi içsel çelişkileri ve yapısal bozulmalarıyla çöküşe doğru sürüklenmektedir. Filistin halkı ise topraklarında kalma iradesini ve "Sumud" bilincini koruyarak bu çözülmeyi yakından izlemekte ve zafere olan inancını diri tutmaktadır. Yazar Ali Emre’nin de dediği gibi “Filistin dünyanın alnına çakılmış bir pankarttır”. Bu pankartın muhafızları da bizleriz. Sanat, akademi ve ekonomi (boykot) gibi alanlarda, dünyaya onurlu bir direnişi hayatın her alanında gösteren Filistinlileri taklit ederek, onların ihlaslı duruşlarının yankısı olabiliriz. Ancak burada, suçluluk psikolojisiyle değil bir vefa borcu bilinci, bir saygı nişanesi olarak üzerimize düşenleri yerine getirme gayretidir hedefimiz.”
KAPILAR TÜM FİLİSTİN DOSTLARINA AÇIK
Her iki panelistin konuşmaları bittikten sonra soru-cevap ve katkı bölümüne geçildi.
Panel sonrasında moderatör Burak Karaca, yaz boyunca Filistin ve dünyada olup bitenler konusunda farkındalık çalışmalarını sürdüreceklerini ve herkesi Filistin Atölyesine davet ettiklerini sözlerine ekledi.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir