İşte Doğu Türkistan gerçeği!

Çorum İHH & İlke-Der’in düzenlediği ‘Doğu Türkistan’de Neler Oluyor?’ konulu...

İşte Doğu Türkistan gerçeği!

Çorum İHH & İlke-Der’in düzenlediği ‘Doğu Türkistan’de Neler Oluyor?’ konulu...

14 Temmuz 2015 Salı 14:14
 İşte Doğu Türkistan gerçeği!


Çorum İHH & İlke-Der’in düzenlediği ‘Doğu Türkistan’de Neler Oluyor?’ konulu konferans gerçekleştirildi. Çorum İHH Ofisi Mavi Marmara Seminer Salonu’nda düzenlenen etkinliğe konuşmacı olarak Doğu Türkistan’da Çin zulmünü bizzat yaşayan Zeyneb Muhammed ve Çorum İHH Hanımlar Komisyonu Tanıtım Sorumlusu Sümeyye Sena Özkabakçı katıldı.


Hanımların yoğun ilgi gösterdiği konferans  Doğu Türkistan’da yaşananları anlatan kısa bir filmle başladı.  Duygulu anların yaşadığı program Doğu Türkistan’da yaşanan zulümlerle ile ilgili soruların cevaplanması ile sona erdi.


Sümeyye Sena Özkabakçı


“İHH İnsani Yardım Vakfı; kurulduğu günden bu yana 20 yıldır dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Doğu Türkistan’da ve hicretteki Doğu Türkistanlılar için çalışmalar yapmaktadır.


Masum, mazlum tek bir insanın hayatını korumak bütün insanlığın korunması anlamına gelir. Adalet ve insan hakları için ortaya konulacak tüm çabaların başta Filistin, Gazze, Mısır, Suriye, Myanmar ve Doğu Türkistan halkı olmak üzere tüm mazlum insanların temel hak ve özgürlüklerine kavuşmasına vesile olmasını diliyorum.


Doğu Türkistan olarak adlandırdığımız Uygur bölgesi bugün Çin'in kuzeybatı sınır sahasını oluşturan topraklardır. Uygurlar bu bölgeyi Şarki Türkistan olarak adlandırırken Çincede resmî olarak Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi olarak isimlendirilmektedir. Bölgenin yüzölçümü Türkiye'nin iki katı kadardır ve yaklaşık 23 milyonluk bir nüfusu bulunmaktadır. Bu nüfusun %45'i Uygurlardan, %40'ı ise Çinlilerden oluşmaktadır. Geri kalanının da önemli bir kısmı Müslüman olan Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Tacikler, Çinli Müslümanlar gibi muhtelif azınlıklardan meydana gelmektedir.


Uygur bölgesi sahip olduğu belli başlı özellikleri dolayısıyla Çin için hayati önem arz etmektedir.


İlk olarak Uygur bölgesi Çin topraklarının altıda biridir ve sekiz ülkeye sınırı bulunmaktadır. Bu açıdan tarihsel olarak bakıldığında bölge Çin için yabancıların istilalarına karşı bir tampon bölge görevi görmüştür. Bu bakış açısı günümüzde de Pekin yönetimi için geçerliliğini korumaktadır.


İkincisi Çin'in üniter devlet yapısı için Uygur bölgesinin büyük Çin ailesine entegrasyonu kritik önemdedir. Çünkü en az 56 etnik grubun bulunduğu Çin'de Uygur ve Tibet bölgelerindeki ayrılıkçı hareketlerin diğer etnik gruplar için ilham verici olabileceği ve dolayısıyla ülkeyi bölünmeye götürebileceği gibi endişeler bulunmaktadır.


Üçüncüsü Uygur bölgesinde zengin petrol, doğalgaz, kömür ve uranyum rezervleri bulunmaktadır. Çin'in çıkarılabilir petrol rezervlerinin %35'nin Uygur bölgesinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu bakımdan Uygur bölgesi ulusal gelirden aldığı pay açısından Çin'in diğer bölgelerine kıyasla daha gerilerde olmasına rağmen ülkenin ekonomik büyümesinde hayati bir öneme sahiptir.


Dördüncüsü bölgenin stratejik konumu; Uygur bölgesi Çin ve Orta Asya arasındaki enerji, doğalgaz ve petrol boru hatlarına ev sahipliği yapmaktadır. Çin'in Orta Asya'daki Türki cumhuriyetlerle olan ilişkisinde Uygurların bölge halkları ile olan akrabalık bağları da Çin için avantajlı bir durum teşkil etmektedir. İşte tüm bu sebeplerden ötürü Uygur bölgesi Çin için büyük önem taşımaktadır.


Bölgenin yakın tarihini ise şöyle özetleyebiliriz: Çin'de 1949 yılında Mao Zedong önderliğindeki Komünist Parti ülkedeki iç savaştan muzaffer olarak çıkar ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu ilan edilir. Komünist Parti ülkeyi tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüştürmeyi amaçlayan ve kendi kendine yeterliliğini hedefleyen çeşitli sosyalist politikaları hayata geçirir. Bu politikaların en önemli hedeflerinden biri de Çin toplumundan geleneksel ve devrim karşıtı olduğu düşünülen unsurların yok edilmesi olur. Devrim karşıtı gelenekleri temsil eden binlerce mabet, özellikle camiler tahrip edilir, kimi yıkılır, kimi amacı dışında kullanılır.


Her türlü dinî kitap -Kur’an-ı Kerimler dahil olmak üzere köylerde ve şehir merkezlerinde toplatılır ve ateşe verilerek dramatik bir şekilde ortadan kaldırılır. Tahmin edileceği üzere bütün dinî pratikler, ibadetler, dinî eğitim yasaklanır. Uygur bölgesinde sakaldan tutun başörtüsüne kadar her türlü dinî kılık kıyafet karşı devrimcilik alameti olduğu iddiasıyla yasaklanır. Sadece Müslümanlar değil Hristiyanlar, Budistler ve diğer dinlerin mensupları da aynı şekilde benzeri yasaklara muhatap olurlar. Çin'de 1976'da Mao'nun ölümüne kadar tepeden inme bir şekilde empoze edilen toplumsal politikaların yaklaşık 1 milyarlık bir nüfusun yaşamını altüst ettiği bilinmektedir. Mao'nun ölümünden sonra ise Çin'in ekonomik reformlar yoluyla radikal bir dönüşüm sürecine girdiği ve dış dünyaya açılmaya başladığı bir dönem yaşanır. Sosyalist pazar modeli olarak tabir edilen ekonomik reformlar sonucunda Çin her yıl %9'u aşan büyüme hızıyla son 5 yılda dünyanın en büyük ilk beş ekonomisinden biri haline gelmiştir. Çin'in aynı gelişmeyi insani hak ve özgürlükler alanında kat ettiğini söylemek mümkün değildir. Ekonomik reformlara siyasi ve toplumsal reformlar eşlik etmediği için şu an aslında Çin'de ikili bir devlet ideolojisinden söz etmek gerekmektedir.


Devlet kapitalizmi modelini benimseyerek küresel kapitalist düzenle entegre olan Çin Komünist Partisi, bir yandan da siyasi muhalifleri hapsederek, internet kullanımını sınırlayarak ve yazılı ve görsel basında sansür uygulayarak Komünist ideolojiyi ayakta tutmakta ısrar etmektedir.”


Doğu Türkistanlı Zeyneb Muhammed


“Selamun Aleyküm, hepiniz hoş geldiniz, ben Zeyneb Muhammed, sizlere Doğu Türkistan’da yaşadığım zulmü bir görgü tanığı olarak aktaracağım.


Konuşmama başlamadan önce bana bu fırsatı veren Çorum İHH’ya ve arkadaşım, kardeşim Sümeyye Sena Özkabakçı’ya çok teşekkür ediyorum.


Çorum İHH Başkanı Selim ağabey ve ailesi Çorum’a misafir olarak gelmemi teklif ettiler. Bende kabul ettim, iyi Çorum’a gelmişim, onları ve sizleri yakından tanıma fırsatım oldu.


Çorum İHH’da yoğun bir şekilde hayırlı çalışmalar yapıldığını gördüm. Sizlerden İHH gibi bizleri, Doğu Türkistan’ı unutmayan destek olan bir kuruma sahip çıkmanızı istiyorum. Allah onlardan ve sizlerden razı olsun. Biz İslam için çalışan tüm kardeşlerimize dua ediyoruz. Sizlerde inşallah sürekli dualarımızdasınız.


Ben Doğu Türkistan’daki zulmü yakından yaşayanlardanım. Ailem ve ben birçok sıkıntılar yaşadık. Doğu Türkistan son 200 yıldır işgal altındadır ve topraklarını 1949 yılında Çin tarafından işgal altına alınmıştır. Çin, işgalden sonra Doğu Türkistan’da Uygurlara özellikle dini yaşamını ve insani hukukunu engelleyerek zulmüne devam etmektedir. Dini inançlarımızı ve ibadetlerimizi yasakladılar. Medreselerimizi kapatıp, âlimlerimizi tutukladılar. 5 Temmuz 2009’da yaşadığımız katliamlar, yargısız infazlar, keyfi gözaltı, keyfi tutuklama, işkence ve idam cezaları ile gerçekleşen ölümler sistematik olarak devam etmektedir.


Çin’in Doğu Türkistanlılara uyguladığı ikinci sınıf muamele ve dini aşağılamalarla Uygur dilini yasaklaması ve diğer ihlaller işgal süreci ile başlamıştır. Uygur dili, dini ve Uygur kimliği açısından sorunlar devam etmektedir. Uygur dili aşamalı olarak anaokulundan üniversiteye kadar tüm eğitim kurumlarından kaldırılmıştır. Çin dili olarak eğitim verilmektedir. Dine yönelik yasaklarda özellikle Urumca dışında ki kentsel ve kırsal yerleşim yerlerin de açıkça uygulanmaktadır. Müslümanların ibadet yerleri olan camilerde herkesin ibadet etmesine izin verilmemektedir. Devlet memurları, emekliler, öğrenciler ve özellikle bayanların camiye girip ibadet yapmaları yasaktır. Normalde biz bayanlar dışarıda namaz kılamıyoruz. Namaz kılacak mekanlarımız yok, Kur’an kurslarımız kapatıldı, dini eğitimizi gece gizli gizli bodrum katlarında alıyoruz. Çin hükümeti eğer bunu öğrenirse en az 15 yıl hapis cezası veriyor. Halk otobüsleri dâhil olmak üzere halka açık alanlarda peçe, vücudu örten uzun elbiseler, başörtüsü, üzerinde ay yıldız olan kıyafetler giymek ve sakal bırakmak yasaktır. Yasağa uymayanlara ağır cezalar verilmektedir. Zorunlu göç ve yerleşim politikaları sonucunda çok sayıda insan yerinden edilmiştir. Ülkede özellikle Müslüman Uygurlar için özgürlükler ve ihtiyaçlar yönünden ciddi sorunlar söz konusudur.


Çinlilerin Uygur bölgelerine yerleştirilmesi önemli bir sorun kaynağıdır. 1949 yılında Doğu Türkistan bölgesindeki Uygurların oranı %90’ken şimdiyse %45’e düşmüştür. Doğum kontrolü politikası, zorunlu kürtaj, genç kızların zorunlu işçi olarak çalıştırılması yapılan zulümlerdendir. Zorunlu kürtaj nedeniyle hayatını kaybeden, sakat kalan, psikolojik travmalar yaşayan kadınların sayısı oldukça fazladır. Önceden 3 çocuk olması yasaktı. Şimdi ise iki çocuk yasak, anneler üçüncü çocuklarını gizlice doğurmaya çalışıyorlar. Bir akrabam hamileliğinin dokuz ayını gizli bir şekilde başka şehirde doldurdu. Doğuma çok az zaman kala Çin hükümeti hamileliği fark etti. İğne yaparak çocuğu aldırlar ve suda boğdular. Buna biz şahit olduk. İnanamadık ama gözümüzün önünde yaşandı. Çin Doğu Türkistan’ın her türlü iletişim halini kısıtlayarak Dünya ya kapalı bir hale getirdi. Böylece bölgede yaşayan tüm insanları engelleyerek ezilen ve zulüm gören masum insanları unutturmak için uğraşıyorlar.


Zulüm son 5 yıldır artmakta ve Doğu Türkistan’ dan kaçak çıkış olan kardeşlerimiz Malezya’da, Tayland’da hapishanelerde kalmakta ve çeşitli hastalıklara yakalanmaktalar. Müslümanların bu zulme sessiz kalmamalarını, zalimin karşısında ve mazlumun yanında olmalarını istiyoruz.


Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin’ e yapacağı ziyarette Doğu Türkistan’nın tüm şehirlerine gitmesini ve mazlum halkımıza destek olmasını rica ediyoruz.


Doğu Türkistan’da nüfus çok kalabalıktır. 2009 sayımında 25 milyon nüfusa sahiptik. 2009 yılından sonra 5 milyondan fazla gencimizi kaybettik. 5 senedir izi bile bulanamayan çocuklar var. Aileleri arıyor fakat ulaşamıyor.


Son 2 senedir kaçak olarak çıkmış kardeşlerimizin sayısı 8 milyonu aştı. Onların birçoğu Türkiye başta olmak üzere farklı ülkeler kaçtılar.


Doğu Türkistan’da parti kurmak yasaktır. Dini açıdan bizi destekleyen bir parti olmadı. Doğu Türkistan’da üç insanın bir araya gelip konuşması yasaktır. Eve misafir gelmeden önce Çin hükümetinden izin almak gerekiyor.


Çin halkıda bize ikinci sınıf insan muamelesi yapıyor. Halkın bize bir zulüm ettiğini görmedim. Ben küçükken biz aynı topraklarda komşu olarak yaşıyorduk büyüdük ve o toprakların asıl sahipleri olduğumuzu öğrendik.


Din alimlerimizi tutuklamaya başladırlar İslam dini öğrenmemizi istemiyorlar, anladık ki bizi bitirmeye çalışıyorlar.


Bu bölge petrol kaynakları açısından çok zengin olduğu için özel bir bölge. Çin’in ekonomik refaha sahip olmasının sebeplerinden biride bizim topraklarımızdaki petroldür.


Önce neslimizi azaltmaya çalıştılar şimdi de bizi yok etmeye çalışıyorlar.


Ben başkentte yaşıyorum sadece şehir merkezlerinde cami var. Biz normalde ezan sesi duyamıyoruz. Türkiye’de ezan sesi duyduğumda hala hüzünleniyorum. Önceden dini eğitimimizi gizli bir şekilde alabiliyorduk. Son iki senedir bu da mümkün değil. Ailem ile görüştüm ramazanda Kur’an-ı Kerim bile okuyamadıklarını söylediler. Telefonlara bile Kur’an-ı Kerim programı indirmek yasak. Telefonunda İslami bir fotoğraf olduğu için hapishanede yatan çocuklar var. Evlerde Kur’an bulundurmak yasak.


Hacca gitmek için belli bir yaş üzeri yani en az elli yaşını geçmiş olanlar başvurabiliyor. Buna rağmen onların gidebilmesi için bile çok fazla şartlar yerine getirmeleri gerekiyor. Biz başka bir ülkeden de umreye veya hacca gidemiyoruz. Çin pasaportuna sahip olduğumuz için Çin hükümetinin izni olmadan başka hiçbir ülkeye geçiş yapamıyoruz.


Ben ailemle Türkiye’den telefonla bile konuşamıyorum. Çin Hükümeti yurt dışından gelen aramaları kontrol ediyor, sadece mesajlaşabiliyoruz, iyiyiz diyorlar yurt dışındayım diye sıkıntılarını bana anlatmıyorlar.


Biz sizlerle aynı soydan geliyoruz ve Türkiye’de kardeşlerimizi kendi kardeşimiz gibi görüyoruz. Biz Pakistan Afganistan Özbekistan ile komşuyuz ama onlardan hiçbir destek bulamadık. Türkiye bize her açıdan destek oluyor.


İHH ile Türkiye’ye geldiğimde yetim çocuklar ile ilgili bir etkinlikte tanıştım. İhh bildiğim kadarıyla dünyada yüzden fazla ülkede çalışmalar yapıyor. Bizlere de yani Türkiye’deki ve Doğu Türkistan’da Uygulara yardımcı oluyor, yetimlere, dullara destek veriyor, öğrencelere de burs vererek yardımcı oluyorlar. Allah onlardan razı olsun Allah onları firdevs cennetine ulaştırsın.


Bazı insanlar Doğu Türkistan da yaşanan zulmü örtmeye çalışıyorlar. Videolar fotoğraflar hakkında konuşmaya bile gerek yok. Bizim sesimiz zaten çok geç çıktı. Bu olaylar gerçektir burada ben bizzat bunları yaşayan ve hala yaşamaya devam eden bir kardeşiniz olarak burada bulunuyorum.


Siz bizleri unutmayın çünkü bizim gözümüz, gönlümüz sizlerde, Türkiye’den gelecek haberlerde.”




Son Güncelleme: 14.07.2015 14:16
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner111

banner110