‘Medeniyet ve Kadın Tasavvuru’

Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mehmet Evkuran, “Aile yapısında yaşanan...

‘Medeniyet ve Kadın Tasavvuru’

Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mehmet Evkuran, “Aile yapısında yaşanan...

18 Mart 2015 Çarşamba 13:41
 ‘Medeniyet ve Kadın Tasavvuru’


Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mehmet Evkuran, “Aile yapısında yaşanan krizi çözmek istiyorsak değerlerimizle yeniden dirilmeliyiz” dedi.


www.corumhakimiyet.net’te yer alan Recep Mebed imzalı habere göre, Özel Kaleli Yükseköğrenim Kız Yurdu tarafından düzenlenen ‘Medeniyet ve Kadın Tasavvuru’ konulu konferans geçtiğimiz Cuma akşamı gerçekleşti.


Prof. Dr. Mehmet Evkuran’ın konuşmacı olarak yer aldığı program, Kaleli Yükseköğrenim Kız Yurdu konferans salonunda düzenlendi.


Bazı davetlilerin de yer aldığı konferansa Kaleli Yükseköğrenim Kız Yurdu Müdürü İsmail Tuncel, Müdür Yardımcısı İlker Sarı, yurt çalışanları ve çok sayıda öğrenci katıldı.


‘KADIN ve ERKEK BİRBİRİNİN TAMAMLAYICISI’


Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklâl Marşı’nın okunmasıyla başlayan programın açış konuşmasını yapan Yurt Müdürü İsmail Tuncel, İslâm’a göre kadın ve erkeğin birbirinin tamamlayıcısı olduğunu söyledi.

“Bugün İslam toplumlarında kadınlara karşı şiddet, zor kullanma, hak yeme, ikinci plana bırakma gibi düşünce ve davranışlar varsa bu İslam'ın değil, Müslümanların yanlışı ve eksiğidir” diyen İsmail Tuncel, konuşmasını şöyle sürdürdü:


“İslam, kadına anne olması hasebiyle hiçbir medeniyette benzeri görülmeyen bir yücelik, değer vermiştir. Cennete girmenin yolu da bu kutsal varlığı razı etmekten geçmektedir. İslam hukukunda bir insan olarak, erkeğe tanınan temel insan hakları, kadına da tanınmıştır. Hayat hakkı, mülkiyet hakkı, kanun önünde eşitlik, canı, malı, ırzı, namusu erkek gibi değerli kabul edilmiştir. Kur'an-ı Kerim farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten biri, diğerinden daha üstün veya ikisi birbirine eşit tutma yerine, birbirlerinin tamamlayıcısı olarak kabul etmiştir. Nitekim Allah-u Teâla Kur'an-ı Kerimde ‘Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz’ buyurmak suretiyle tabiri caizse; kadın ve erkek bir elmanın iki yarısı gibi kabul edilmiştir. Biri olmadan diğeri olmaz. Hz. Adem bütün insanların babası olduğu gibi, Hz. Havva da insanların annesidir. Bugün İslam toplumlarında kadınlara karşı şiddet, zor kullanma, hak yeme, ikinci plana bırakma gibi düşünce ve davranışlar varsa bu İslam'ın değil, Müslümanların yanlışı ve eksiğidir.”


‘DEĞERLERİMİZLE DİRİLMELİYİZ’


Açış konuşmasının ardından kürsüye gelen Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Evkuran, ‘Medeniyet ve Kadın Tasavvuru’ konulu bir sunum yaptı.


Günümüz aile yapısında yaşanan krizin ciddi bir medeniyet problemi olduğunu söyleyen Mehmet Evkuran, “Kültürümüzü dikkate alarak kadını yeniden keşfetmeliyiz” dedi.


Kadına verilen değerin medeniyet göstergesi olduğunu vurgulayan Evkuran, ailedeki krizin en büyük mağdurlarının da kadınlar olduğuna işaret etti. Prof. Dr. Evkuran, şöyle konuştu:


“Her medeniyet bir dünya görüşüne dayanır. Dünya görüşü, en genel anlamda dünyaya bakma ve dünyayı görme, onu algılama tarzımızı ifade eder. Bireyler bu sayede hayata, geçmişe ve geleceğe nasıl bakacaklarına dair bir bakış edinirler. Değerler de dünya görüşünün bir parçasıdır. Neyin, niçin, ne kadar değerli olduğu bilgi ve uygulama olarak bireylere dünya görüşü üzerinden aktarılır. Değerlerin ve izlenimlerin aktarılmasında sorun yaşandığında toplumsal ve kültürel problemler ortaya çıkar. Bunun en çarpıcı göstergelerinden birisi, kuşaklar arası çatışmadır. Bu süreçte kültürel ve tarihsel bellek devreye girer, girmesi gerekir.


Medeniyetleri tanımanın yollarından biri, temel insanlık konularına nasıl baktıklarını kavramaktır. Aile ve kadın bu çerçevede öne çıkan iki kavramdır. Ancak akıp giden hayat ırmağı pek çok kavramı, algıyı ve değeri yeniden düşünmek zorunda bırakır bizleri. O nedenle medeniyetin de kendisini güncellemesi, canlılığını koruması ve kendi çocuklarına dünyada daha güçlü yaşama imkânı sunması gerekir. Aksi halde, hayatın gerisinde kalmanın getirdiği o derin tükeniş ve çöküş havası her tarafa sirayet eder. Din, siyaset, ekonomi, eğitim, kültür gerçekliğin üretildiği, doğru ve estetik olanın paylaşıldığı zeminler olmaktan çıkar, çatışma kendini ret ve dogmatizmin yuvası haline gelir.


Aileye bakış da bu çerçevede ele alınmalıdır. Modern öncesi dönemlerde ailenin önemi konuşulmazdı çünkü buna gerek yoktu. Ailenin ve geniş akraba ilişkilerinin canlı biçimde yürürlükte olması buna gerek bırakmıyordu. Ancak aile konusu modern zamanlarda ve özellikle küreselleşme sürecinde sıklıkla gündeme gelen temel toplumsal konulardan biri oldu. Neden?


Ailenin yaşadığı kriz aslında değerler alanında yaşanan daha derin krizin yansımasıdır. Değerlerin korunmasında ve aktarılmasında en önemli ve temel kurum olan ailenin krizi, aslında bir medeniyet problemine işaret etmektedir. O halde aile üzerine düşünüyor ve onu güçlendirmek istiyorsak, yeniden değerler konusuna dönüş yapmamız gerekir.


‘KÜLTÜRÜMÜZDE KADINI YENİDEN KEŞFETMELİYİZ’


Aileye vurgu yapıp kadın bireyselliğini onun içinde eritmek, toplumumuzda rastlanan genel yaklaşımdır. Pek çok insana doğru görünen bu yaklaşımın yeterince tartışılmadığını düşünüyorum. Günümüz güçlü bireysellikler çağıdır. İnsanlar bir sosyal yapının ya da oluşumun içinde eriyip gitmek yerine kendi bireysel yetenekleri ve güçleriyle saygınlık elde etmek istiyorlar. Aslında bu beklenen bir gelişmeydi. Buna bağlı olarak kadının anne, eş olmadan önce, birlikte bir insan bir birey olarak düşünülmesi ve güçlendirilmesi gerekir. Bunları birbiriyle karşıtlık içinde ele alan çatışmacı okumaların zarar verdiğini biliyorum. Ancak şu gerçeği de fark etmemiz gerekir; kadını bağımlı bir varlık olarak resmeden geleneksel anlayışlar günümüz kadınına anlamlı bir şey söylememektedir. Kadının mutsuzluğu, onu öncelikle bir birey ve insan olarak görmeyen baskıcı anlayıştan kaynaklanıyor. Hayatın tüm sorunlarını alıp onun sırtına yüklemeye çalışmak yanlış. Yahudi-Hıristiyan kültüründe Cennetten kovulmanın sorumlusu kadın olarak gösterilir. Sanki bu anlayış olup bitenleri kadına yükleme eğiliminin yaygınlaşmasını açıklamaktadır.


Kültürümüzde kadını yeniden keşfetmemiz gerekir. Bir insan olarak, hayatımızın bir parçası olarak ve kendisi olarak. Kendisiyle barışık, birey olarak güçlü ve hayata olumlu bakan bir kadın algısı toplumsal ve kültürel hayatımızın ve tarihsel sağlığımızın en önemli destekçilerinden biri olacaktır.


Aslında bu konuyu en güzel ve doğru biçimde çözecek imkânlara sahibiz. İslam dininin temel ilkeleri ve Türk toplumunun kültürel değerleri kadın ve aile konusunda daha güçlü adımlar atmamız için gereken zemini sunmaktadır.”


İlgiyle izlenen program, şef Halil Özçelebi yönetimindeki Türk Tasavvuf Musıkisi konseri ile sona erdi.


Programın sonunda Yurt Müdürü İsmail Tuncel tarafından Prof. Dr. Evkuran ve Halil Özçelebi’ye çiçek ve plaket takdim edildi.



Son Güncelleme: 18.03.2015 14:08
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner182