Hayatın siyah-beyaz olmadığını öğrendiğimde on yedi yaşındaydım. Lise bitmiş yüksekokul başlamıştı. Bana iki büyük insan olarak tanıtılan kişilerin birbirini neredeyse tekfir eden sözlerini gördüğümde ne oluyoruz arkadaş diye afallamıştım. Epeyce hayıflandım, neden daha önce fark edemedim diye… 

İmam Rabbani “insanlara düşman olmayın hatalarına düşman olun” diyordu. Ama nafile…

Zalimin de mazlumun da kimliğine bakanlar… Söze değil, sözü söyleyene bakanlar… Ayı gösteren parmağa bakanlar… Bakanlar, bakıp da göremeyenler… 

İnsan, tarih okudukça olayların ve kahramanların yaşadığı durum ile sonraki zamanlarda algılanan değerlerin çok farklı olduğunu anlıyor.

Darbecilerin alkışlandığı dönemde meydanlar insanla dolar, darbecilerin tepelendiği dönemde de… Kürsüdekiler alkışlanır, “Yaşa, var ol” sesleriyle taltif edilir.
Yazarın biri kitabına “Önce alkışlandılar, sonra öldürüldüler” ismini koymuş.

Bizler de kendi yakamızda yaşarken karşı yakadaki insanların günah galerileri yazıldı. Birilerine göre onlar efendi rolünü kapmış uşaklardı. Eziyorlardı. Başkalarına hayat hakkı tanımıyorlardı. 

Sonra karşı yakadakiler bizim yakaya geçtiler ve biz de karşı yakaya geçtik. Karşı yakalar değişti. Mühür bizde; Süleyman bizdik. Horlandığımız kadar horlamalıydık, ezildiğimiz kadar ezmeliydik. 

İnsan topluluklarının başkalarını kendileştirme, kendileşmeyenleri ötekileştirme çabalarını anlamlandırmak zor. Kaldı ki insan başkasını kendileştirse bile çok geçmeden önce gelen sonra gelen; babadan bu yakada olan, dededen bu yakada olan ayrımları yapmaya başlar. Açıkçası kategorize etmeden hep bana rabbena'ya kılıf bulunmuyor. 

“Onlar fosil, onların dönemi kapandı.” (Gençler Heyeti)

“Onlar daha dünkü çocuk…” (İhtiyar Heyeti)

Abdulmelik'in babası halifedir. Babasının yaptıklarının dine aykırı olduğunu belirterek babasına ateş püskürür. Abdülmelik bir gün Kur'an okurken babasının öldüğü ve saltanatın kendisine kaldığı iletililince okuduğu Kur'anı kapatır ve “Bu seninle son görüşmemiz” der. O da babasını aratmayacak şekilde hareket eder. Onun döneminde Kabe, Haccac bin Yusuf tarafından mancınıklarla taşlanıp yakılır.

Konuşan Türkiye istiyorum. (Muhalefet Demirel'i)

Mikrofon bende iken susan bir Türkiye istiyorum. (İktidar Demirel'i)

Başarının kutsandığı, sonuca odaklanmanın pohpohlandığı ortamlarda tüm araçlar meşru hale gelir. Ahlak, adalet, özgürlük yeniden tanımlanır. Güç sahibinin elindekine paha biçilmez. Karşısındaki gavur parası etmez. 

-Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma.

-Ama sen yapıyorsun.

-Sen yapma dedim, ben yapmayım demedim.

Sen gelirsen, iti an çomağı hazırla; ben gelirsem iyi insan sözünün üstüne gelir.

Herkes saatlerini sözü söyleyene göre ayarlamalıdır. Ayağımızdaki top hangi kaleye girerse girsin goldür.

İnsanlar hata yapabilir, bizden olması, bizim yakada yer alması şartıyla. Adalet dediğimiz şey de bizim yakanın hizmetinde iken ancak var olabilir. Düşmanımıza adaletten başka bir borcumuz yok, diyen Aliya İzzetbegoviç'e inat.




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner110