ağabeyim; selamen gavlen…

sizle hiç karşılaşmadık. o kadar ceht ettim; dünya gözüyle iki kelam edip elinizi öpmeyi… ve/fakat haneme yazılan bir nasip olmadı bu. hazreti veysel ile efendimiz arasındaki “hırka” meseli bir nebze olsun bu iştiyakımı tanzim/teskin eden bir mesel oldu.

böyle bir hikayenin haberiniz olmadan sizle kurduğum ünsiyeti tanzim/teskin eden bir mesel olması haneme düşen “rüya içinde rüya” suretinde nimet.

ağabeyim;

size mektup yazma isteğinin hevesi ile bizatihi yazmanın zorluğu arasında sıkışmak kelimelerle aramdaki mesafeyi açıyor. şiirin ve türk şiirinin büyük şairlerine mektup yazmak hiç kolay değil. dil karşı tarafa bir şeyler anlatabilme ve seslenebilme cesaretini büyük ölçüde yitiriyor. harfler ve kelimeler, gönülden dile, dilden ele, elden kağıda inene kadar bin bir endişeyle dönüp duruyor. insan, kelamın gücü yerine samimiyeti yansıttığına inandığı kelimelerin lütfuna teslim ediyor kendini. bu yüzden hatam, kusurum olursa-olduysa, heyecanıma veriniz. kusurlar için sizden şimdiden özür diliyorum…

ilkin sizi şiirlerinizle tanımıştım. yüksek sesle okumaya müsait şiirlerinizden. sonra gazete yazıları, kitaplarınız… üniversite yıllarımda “ne dediğiniz”, “ne demek istediğiniz” üzerine konuşurduk. sizinle yapılan röportajlarda vs. kurduğunuz cümlelerin bir çoğu dimağımda. şiirlerinizin bir çoğu ezberimde. şiirin bir bilgi(lenme) biçimi olduğunu, bizi kendine çağıranların, öte gitmemiz veya beri gelmemiz gerektiğini söyleyenlerin dilinin arkasında sakladığı niyeti açık eden bir şey olduğunu da sizden öğrendim. kitap kitabı açıyor..

“celladıma gülümserken çektirdiğim resmin arkasındaki satırlar” da buyurduğunuz yaşlardayım. kırkım çıktı. elim erdiğince sizi okumaya, dinlemeye çalışıyorum. siz demiştiniz ki; "onu arıyoruz, vicdanen müsterih kişiyi. haklı olduğunu ispat etmiş olanı değil. kendini haklı çıkarmış olanı, haklılığını bize kabul ettirmiş olanı hiç değil!". bu arayış herkes için geçerli midir bilmem ama ben aklım ereli -farkında olmadan belki- vicdanen müsterih kişiyi aradım. nicedir, “vicdanen müsterih” olanların çağında yaşamıyoruz. aksine vicdanını rahatlatma imkanlarının üretildiği bir çağda yaşıyoruz. ben kulağım(ız)a bir şeyler fısıldayan yahut beni/bizi bulunduğu yere çağıranların vicdanlarının müsterih olup olmadığına bile bakmaya tenezzül etmediklerini gördüm. körlüğe yüz tutan gözlerimle.

ağabeyim;

o vicdani müsterih olma haline, sizde rast geldim. yazdıklarınızda… söylediklerinizde… üstelik size “anlaşılmazlık” suçu isnat edildiği halde. gençken, cümlelerinizin ihtişamı ve düşüncelerinizin sarp asaleti beni kendine çekerdi. kibirli bir güzelliğin üstümüze salındığı ve kalbimizle birlikte üç ciğerimizin birden istila edildiği şimdiyse, her sözünüzün; altına sığınılacak bir gölgelik oluşu çekiyor beni.

büyük şair;

şiirinizi tevil ediyorlar; ismet özel’de marksist estetik, ismet özel’de şu bu… elbet bunlara zaman zaman bakıyorum. ama sizin şiirinizdeki mısralardan, sizin bulunduğunuz yeri ve gittiğiniz istikameti tarif etmeye kalkanlara hiç sıcak bak(a)madım. belki onlardan kıskandım sizi. hakkınızda kitaplar yazıldı ve tezler hazırlandı. yazılan kitapların ve hazırlanan tezlerin sizin sözünüzün erişeceği yeri öteye itmek niyetiyle yazıldığına hükmettiğim oluyor nedense? haddimi de aşmak istemem.

“tam düşerken tutunulan tuğlanın rab bellenildiği” zaman ve mekânda, mahsustan yaşadığımız bilindiğini söylemiştiniz. şimdi insanın gölgesiyle tanımlandığı çağa eriştik. hatta orayı da aşıyoruz. mahsustan yaşadığı bilinenlerin geçeceği yollar tuzaklı. mevsimlerin insana ettiği fenalıkların boyu, boyumuzu ziyadesiyle aşıyor. mevsimleri ayarlayanlar, başımıza hangi fenalığı saracaklarını iyi biliyorlar. alnımıza yazın fenalıklarını kışın, kışın fenalıklarını da yazın yazıyorlar. “duygular paketlenmiş, tecime elverişli / gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahte… bulgur kırıntısı kadar da olsa duygularımı, inançlarımı paketlenmiş tecime elverişli olmaktan sakınma gayretim, böyle bir istidadım varsa sayenizdedir. bunun hakkını nasıl öderim bilemiyorum. ama bunu size hürmetle ödemeye çalıştığım bir hak olarak gördüğümü bilmenizi isterim. helal ediniz.

değerli şair;

hizaya çağrılıyoruz. çağrıldığımız hiza, tamamen çağıranların tasarımı. fıtrat denilen sıfır noktasına kurulan tezgah, laboratuvara dönüştürüldü. makine işi kodlarla alnımızdaki yaz(g)ı durum ve şartlara göre yeniden tasarımlanıyor. varlık sancısıyla başını ellerinin arasına almayanlar için bir kolaylık belki bu tasarım. oysa ben başımı günde en az yedi kez ellerimin arasında sıkıştırıyorum. malumunuz, şirazlı sâdî, insan üç beş damla kan ve bin bir endişe diye tarif ediyor. hakikat o ki insan kan ve endişeden ibaret. artık endişeyi öldüren ilaçlar sadece insan verilmiyor, tabiatın her noktasına serpiliyor. sizin şiiriniz, yazınız, söyledikleriniz, nehyiniz, üzerinde itina ile durduğunuz şeyler benim “endişeöldüren” ilaçların, ağıkıran’ına dönüşüyor.

ağabeyim;

sizin söylediğiniz gibi: “insanı insanın kurdu değil, ümidi olarak görenlerdenim. insan insanı ümit diye beller; ama insan ümidini insana bağlamaz”. ben de ümidimi size bağlamıyorum, zira ümidin bağlanılacak bir şey olmadığını çoktan öğretti hayat. öğretirken bunun abecesi de siz oldunuz. insanın bütün hücreleriyle “allah razı olsun” diyebileceği kimsesi çok az oluyor. allah sizden razı olsun.

biliyorum sizin bir rahleniz yok. oraya çeke çeke götürdüğünüz talebeler de… ama eserlerinizden, fikirlerinizden okuya – üfüre yaptığım rahlede “diz kırıp”, tahiyyat oturuşunda beklediğimi bilmenizi isterim. size çok teşekkür ediyor, hayırlı bir ömür diliyorum…

selamlar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
erbain 2018-08-08 15:30:14

sayın yazar: hazretle 2 defa görüşmek nasib oldu , müsait vakit size anlatırım.

Avatar
Hudayinabit 2018-08-08 18:03:19

Sevinirim. Teşekkürler.

banner111

banner110