Seyit Kardeşim

Kardeşim Seyit 

Merhaba.

Mektuba bir şiirle başlayayım mı ne dersin? Yoksa bu bir kolaycılık mı? Yahut insanın sevdiğine karşı gösterdiği bir incelik mi? Bak nasıl paranoyak edildim. Sevdiğim ve ruh akrabalığı kurduğum birine yazdığım mektuba nasıl başlayacağımdan bile emin değilim artık. Kendisiyle barışık olan ve tek sesli insanlarla anlaşamıyorum zaten. Yunusu geride bıraktım en sonunda. O, “bir ben vardır bende benden içeru” diyordu. Bendeki benliklerin sayısını bilmem için oturup nüfus sayımı yapmam lazım neredeyse… 


Neyse işte:

“Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeğe elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eder
Benim can vermeğe dermanım mı var”

Karacaoğlan sıkı ozanmış. Böyle bir şiirinin olduğunu bilene kadar hafife alırdım onu. Şimdiyse hafife aldığım için mahcup olduğum biri Karacaoğlan. Sonra Karacaoğlan’ın bu şiirini şu güne kadar bilmemekten ötürü çektiğimi sandığım vicdan azabı da işin cakası. Hayıflandığım doğru, bak. Hele kıtanın son iki mısrası böyle nasıl dağladı beni. Fatiha’yı hak etti Karacaoğlan. 

Bu hali gören biri delirmeye yüz tutmuş bir adam görecek beni. Hiçbir meselede söylediğim şeyi ciddiye almayacak. Müstehzi bir gülüşle karşılayacak bütün söylediklerimi. O yüzden elimden geldiğince delirmeye yüz tutan aklımı korumaya çalışıyorum. Ve fakat ciddiye alınmak derdiyle yaptım bir şey değil bu. “Ciddiye alınmak” istediğim şey olmadı. Zira benim söylediklerimden ötürü beni ciddiye alanların istilasına açık etmedim kıta sahanlığımı. Kıta sahanlığım gölgemi geçmedi çok şükür. Bu sözü siyah yazdım. Sıkı söz çünkü. 


Azizim, kardeşim Seyit

Bu kadar efelik yeter şimdi başka şeylerden söz edeyim sana. Senin nasıl olduğunu sonra soracağım. 

Bizler hayatı boyunca en iyi yapabildiği işte bile kendine güven(e)meyen adamlar olarak Allahın huzuruna çıkacağız bir gün. Ayetlerin haberine göre, göz açıp kapayışımız bile önümüze serilecek(miş). Her eylem, her düşünce, her niyet, her his, her hırs… Ve biz hepsinde kendimize nasıl güvenememişiz, gün gibi göreceğiz. Eylemniyetdüşüncehis’lerimizdeki tedirginlik ve hastalıklı hal bizi kurtarabilir mi bilmiyorum. Ben, bu halin bizi kurtarmasa bile, ateşe doğru asılmayacağına inanıyorum. Ateşin tersine doğru asılacağına da. Bu da fazlasıyla bir nimet sayılır bizim için, değil mi?

Hayatı elime yüzüme bulaştırdım Seyit. Elim yüzüm hayat lekesi. Bulunduğum halden muzdarip bir edayla söylemiyorum bunu. Her şeyi yadırgıyorum. Her yerde iğreti duruyorum. Dünyaya alışamadım bir türlü. Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi diyen bir peygambere, bu halimle ümmet olmanın kıvancından başka tutar dalım yok. Bazen giydiğim ayakkabıya bile yabancılaşıyorum. İşte bu yüzden yalın ayak dolaştığım oluyor geceleri.  Kendime uzaktan baktığımda, müthiş, büyük, ulu ve yüce amaçlarla teçhiz edilmiş bir kalabalıkta yalın ayak bir sağa bir sola giden sırtına hiçbir amaç vurmamış biri görünüyorum. Dışarıdan da öyle görünmeyi dilerim aslında. 

En büyük devrimciliğin, bu olduğuna inanıyorum üstelik. Nasıl mı? Yani herkesin dünyayı bir yerden alıp öteki yere koyacak kadar hevesli olduğu ve kendi dünyasını evrenin en tepesine koymaya çalıştığı  yerde bir söğüt gölgesinde ikindiyi beklemekten daha büyük devrim bilen varsa, kendimi göğe atacağım. Vallahi göğe atacağım hem de yerden. On şeritli bir otobanda yeryüzünün en konforlu arabasında, kelimeleri kendi boyunun beş katı olmuş, sağa sola islamın yüce değerlerinden bahseden, sakalları kızarmış bir neoislamcızüppe, bana “bir işe yaramazsın” demişti. İşte o vakit gerçekten sevindim. Her kelimesi gâvurların işine yarayan bu aklıeşeğe dönüşen çocuğun cümlesi, şükrümü artıran en güzel şey oldu 15 yıldır. Niyeti yüzünden pis insanların, işine yarayacak bir insan olmamak… İşte teyakkuz. 

Bir baltaya sap olamadım. Bir sapa balta da… İşlerim rast gitmedi örneğin. Hiçbir işe cesaret edemediğim gibi, birkaç saat sonrasını garantileyen bir işim olmadı. Kırkıma geldiğim halde hala yok. Birkaç dakika sonra kovulacağım tedirginliğiyle çalışmak da başka güzel… Heyecanlı oluyor. Aha diyorum, geldiler… Az kalsın, iyi bir şair olacaktım. Yaklaşmıştım buna. Ve fakat binlerce yılın yabancısı bir ses değdi minareme. Vazgeçtim, bundan da. Her şeyden vazgeçebilecek bir tıynet taşımak, başarısız kılarmış mıymış, neymiş? Sen de gülersin buna eminim, benim gibi. Başarı, ihtiras, çokkazanım, kaliteli yaşam, entelekt, düşün adamı, şayir, istikrarlı bir mümin, hatırı sayılır olmak, gittiğin yerde yere göğe sığdırılamamak… vuuuuuvvvvvvvv!!! Lan, ben incir çekirdeğinde yaşıyorum zaten. Ceviz kabuğu fazla bir yurt, ben için. Ayakkabıları yırtık dolaşamayan insandan, adam mı olur? 


Neler fısıldıyorlar kulağımıza Seyit… 

Biz sanki savaşmayı daha iyi biliyormuşuz gibi, kulağımıza neler fısıldıyor şu çağ… 
Çalışmak ibadetmiş, Müslümanlar çok çalışmalıymış, geleceğimizi garanti altına almalıymışız, sağlıklı yaşamak diyorlar, özgürlük mözgürlük de diyorlar. Rahmetli dedem “davşanın kaçışına bakıyom, etinden beziyom” derdi. Bende dedemin bu sünneti seniyyesine sıkı sıkıya bağlıyım. Sanırsın herkes bir deskartes, herkes Kazanova, herkes bir şey. Bir şey herkes. 
Bunca büyükyüceulu insan arasında bir meczup gibi üstü başı yırtık kalmak gayetle iyidir…


Seyit Kardeş

Hiçbir meselede umutlu olmadım. Hayret edebileceğim şeyler sadece tabiat ananın o kendi alemince gerçekleştirdiği şeyler. Mesela bir kış günü çiçek açan, erik ağaçlarına hayret ettim en fazla. Evde saksıya diktiğim incir ağacının tomurcuğunu gördüğümde, hayretim arttı. Hayatın başarı basamaklarını birer birer tırmanan insanlara hayret edebilecek mecalim yok. 

Hayret, malumundur ki, bir makamdır. O makama otu çöpü almamalı insan… 


Kardeşim

Şimdi senin nasıl olduğunu sorayım. Nasılsın. 
Onca sözün arasında kısacık sorabildim nasıl olduğunu. Uzunca cevap vermen için...


Seyit

Kışın o deli ayazında ve temmuzun deli kurağında hiçbir şey yapası gelmez ya insanın. İşte tam öyleyim. Her şeyi yadırgıyorum. Bu delirdiğim anlamına mı geliyor acaba? Bekleyip göreceğim. 

Ama sana, bunlardan başka anlatacak başarı hikayelerim, kazandığım büyük şeyler, aldığım-bildiğim- bulduğum durumlar yok. Başını ağrıtmadım umarım. 
Yek diğerine muhtaç insanlar olarak birimiz ötekine hal hatır sormalıyız. Şükür dünyanın hiçbir işine yaramayan arkadaşlarımız var. Sen, ben, bizim oğlan dedikleri türden…

Soğan kabuklarını ateşe atma sakın, eskiler böyle der uy buna. Bir de hurma kütüklerinin peygamberle konuştuğuna inanıyorsan, işte o vakit dünyanın bütün zırvalarından, münezzeh olmuşuz demektir. Son olarak, gece aynaya bakmaktan çekinen bir kıza aşık ol… 
İsmet özel diyordu ya;


“biliyor, bizim mahsustan yaşadığımız” 

Bizim mahsustan yaşadığımızı bilen oldukça sorun yok. 
Melamiyim, Melami misin? Melami mi? Biz zaten Kuran’da da geçiyoruz. Miskinlik mubarektir… 

Selamen Gavlen…







Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Melami... 2014-01-29 13:34:35

Ayakkabıları yırtık dolaşamayan insandan, adam mı olur?

Avatar
Abdullah 2014-02-01 17:10:18

bunca büyükyüceulu insan arasında bir meczup gibi üstü başı yırtık kalmak gayetle iyidir. evet gayetle iyidir hüdayinabit. eline, yüreğine sağlık.

Avatar
Yahiskali 2018-03-09 17:53:40

Enfes

Avatar
Öykü 2018-03-10 05:30:00

Her okuduğumda ayrı tat aldığım cümleleri cımbızla cekip yine yeniden anladığım betimleme müthiş...

banner182

banner110