SYKES-PİCOT düzeninin sonu

Habercim 19 Köşe Yazarı Ömer Kılıç, İslam coğrafyasında yürekleri acıtan olayların tarihi sürecini özetledi.

SYKES-PİCOT düzeninin sonu

Habercim 19 Köşe Yazarı Ömer Kılıç, İslam coğrafyasında yürekleri acıtan olayların tarihi sürecini özetledi.

20 Ekim 2013 Pazar 14:46
 SYKES-PİCOT düzeninin sonu
banner332


Habercim 19 Köşe Yazarı Ömer Kılıç, İslam coğrafyasında yürekleri acıtan olayların tarihi sürecini özetledi. Batı’nın Orta Doğu’da oynadığı çirkin oyunları,  iki yüzlü siyasetinin nedenlerinin perde arkasını irdeleyip, Müslümanlar söz konusu olduğunda bin yıldır süren haç-hilal savaşının hiç bitmediğinin çok iyi anlaşılabileceğini dile getirdi.

Kılıç, Osmanlı’nın Müslüman ülkeler için sırtlarını dayayabilecekleri önemli bir güç olduğunu vurguladıktan sonra, şimdilerde Türkiye’nin, Osmanlı’nın altı asırlık yönetim mirasına sahip olmanın avantajı ile yaptığı hamlelerin kimilerini çok rahatsız ettiğinin altını çizdi. Kılıç yazısının sonuç bölümünde, “Özellikle son yıllarda yönetimde bulunan İslami hassasiyeti yüksek kadrolar, ipleri batının hegemonik güçlerinin elinde bulunan vesayetçi düzene ağır darbeler indirmiştir.

Türkiye’nin statükonun dışına çıkma çabaları küresel zalimleri çok öfkelendirmekte, bir o kadar da panikletmektedir. O yüzden de hükümet dayanılması zor olan bir psikolojik baskıya maruz bırakılmaktadır. Çin ile yapılan füze anlaşmasına gösterilen tahammülsüzlükten tutun da, Hakan Fidan üzerinden yürütülen akıl almaz ve de ahlaksız müdahalelere kadar hepsi de bu korkunun sonucu. Bu ülkenin istihbarat kurumunun başında kimin olacağına karışma hakkını dahi kendilerinde görmeleri, esasında bugüne kadar nasıl bir bağımsızlık yalanı ile avutulduğumuzu gösteriyor.

Van Minut’la başlayan bu süreçte Batı, iki yüz yıllık bir mücadele sonrasında tarih sahnesinden sildiğini düşündüğü Osmanlının yeniden dirildiğini görüyor ve adeta çıldırıyor. Bunun için, Suriye’de ölü sayısı yüz elli bine dayandığı halde kahrolası vicdanını kararttı da, kılını kıpırdatmıyor. Bunun için, iki yüz yıldır inşa ettiği demokrasi putunu, Mısır’da yedi bitirdi.

Zira çok iyi biliyor ki, Türkiye’nin İslam dünyasında sırtını dayayabileceği bir partner bulması, başta Ortadoğu olmak üzere bütün İslam dünyasını Batılıların at oynattığı bir meydan olmaktan çıkartacaktır.” i
fadelerine yer verdi.

İşte o yazı;


SYKES-PİCOT DÜZENİNİN SONU

Demokrasi getirme vaadi ile Irak’ın ABD öncülüğündeki batılı güçler tarafından işgal edildiği günlerde dönemin ABD Başkanı Bush’un ağzından kaçırdığı,“Haçlı Seferi Başladı” sözü esasında bir gerçeği ifade ediyordu: Bu gerçek, Batının dünya liderliğini almaya başladığı 18. yüzyıldan sonra insanlığa dayattığı düzen, insan hakları, demokrasi, özgürlük, adalet gibi süslü kavramlara yaslansa da, bunun Haçlı ruhunun maskelenmesinden başka bir şey olmadığı, hele Müslümanlar söz konusu olduğunda bin yıldır süren haç-hilal savaşının hiç bitmediği idi.

Batının son iki yüz yılı neredeyse İslam’ın temsilcisi olarak gördüğü Osmanlı Devletini tarih sahnesinden silmek, bu mümkün olmazsa en azından Avrupa topraklarından (buna Anadolu dahil) söküp atma mücadelesi ile geçmiştir. Kendi aralarında bitmeyen kavgalara rağmen, söz konusu Müslümanlar olunca bir araya gelmekte hiç zorlanmamışlardır.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında dünyanın dört bir köşesinden topladıkları her milletten milyonlar cephelerde birbirlerinin kanını dökerken, İngilizlerin başını çektiği batılı emperyalistler, Osmanlı topraklarını paylaştırmaya başlamışlardı bile. İngiliz ve Fransız diplomatlardan adını alan Sykes-Picot anlaşması sonucu Arap coğrafyası pay edilmiş, aslan payını da doğal olarak İngilizler kapmıştı.

Arapların kahir ekseriyeti, Osmanlının yıkılışını önlemek için ümmetin diğer unsurları ile yedi cephede işgalcilere karşı savaşırlarken bir iki aşiret, İngilizlerin ayartması ile bağımsızlık rüyasına yatmış, ihanet hesapları yapmışlardı.

Rusya’nın 1917 devriminden dolayı savaştan çekilmek zorunda kalmasıyla iktidara gelen Bolşevikler, İngilizlerin müttefikleri ile yaptığı gizli Sykes-Picot anlaşmalarını ifşa ettiğinde, bağımsızlık rüyası gören Arap şeyhleri çok öfkelenseler de, önlerinde ihaneti sürdürmekten başka bir yol kalmamıştı. Zira Osmanlı Devleti parçalanmış, Osmanlıyı yöneten İttihatçı çeteler başta olmak üzere herkes can derdine düşmüş, canını kurtarabilenler de suçlu aramaya koyulmuştu.

Batılı egemen güçler amaçlarına ulaştıktan bir süre sonra topraklarımızdan çekilirken yerlerine adları Ahmet, Mehmet, Mustafa olan, dış görünüşleri bize çok benzeyen bekçiler bırakmışlardı.  Müslüman halkları batılılara benzetmek görevi ile başa getirilen bu Mankurtlar, Müslüman kimliklerinin arkasına gizlenerek, işgalci güçlerin yapmayı akıllarından bile geçiremeyecekleri zulümler yaptılar.

Osmanlı Devletinin hakimiyet sürdüğü geniş topraklar üzerinde kurulan irili ufaklı onlarca devlet, o günden sonra hep “üçüncü dünya ülkeleri” kategorisinde anılacak, hiçbirisi içine yuvarlandığı kaostan bir türlü kurtulamayacaktır. Yine o günden sonra İslam dünyası, o muhteşem tarihi mirasına ve o muazzam coğrafi zenginliğine rağmen hep geri kalmışlık, açlık, sefalet ve cehalet görüntüleri eşliğinde anılacaktır.

Endonezya’dan Moritanya’ya kadar bütün Müslümanların yegane ümidi olan Osmanlı’nın tasfiyesinden sonra, onun beş altı asır hakim olduğu topraklar üzerinde kurulan ulus devletlerin tamamı batı güdümlü, bağımlı, sözde devletlerdir ki, Türkiye dahil bunun istisnası yoktur.  Kimisi açıktan, kimisi türlü ayak oyunlarıyla bu sözüm ona çok bağımsız devletlerin başına oturtulan yöneticilerin tek görevi, Müslümanların içine kapatıldıkları hapishanenin gardiyanlığıdır.

Şimdilerde Türkiye, Osmanlı’nın altı asırlık yönetim mirasına sahip olmanın avantajı ile İslam toprakları üzerinde kurdurulan ulus devlet prangasından kurtulmaya çalışmakta, bu da kimilerini çok rahatsız etmektedir. Özellikle son yıllarda yönetimde bulunan İslami hassasiyeti yüksek kadrolar, ipleri batının hegemonik güçlerinin elinde bulunan vesayetçi düzene ağır darbeler indirmiştir.

Türkiye’nin statükonun dışına çıkma çabaları küresel zalimleri çok öfkelendirmekte, bir o kadar da panikletmektedir. O yüzden de hükümet dayanılması zor olan bir psikolojik baskıya maruz bırakılmaktadır. Çin ile yapılan füze anlaşmasına gösterilen tahammülsüzlükten tutun da, Hakan Fidan üzerinden yürütülen akıl almaz ve de ahlaksız müdahalelere kadar hepsi de bu korkunun sonucu. Bu ülkenin istihbarat kurumunun başında kimin olacağına karışma hakkını dahi kendilerinde görmeleri, esasında bugüne kadar nasıl bir bağımsızlık yalanı ile avutulduğumuzu gösteriyor.

Van Minut’la başlayan bu süreçte Batı, iki yüz yıllık bir mücadele sonrasında tarih sahnesinden sildiğini düşündüğü Osmanlının yeniden dirildiğini görüyor ve adeta çıldırıyor. Bunun için, Suriye’de ölü sayısı yüz elli bine dayandığı halde kahrolası vicdanını kararttı da, kılını kıpırdatmıyor. Bunun için, iki yüz yıldır inşa ettiği demokrasi putunu, Mısır’da yedi bitirdi.

Zira çok iyi biliyor ki, Türkiye’nin İslam dünyasında sırtını dayayabileceği bir partner bulması, başta Ortadoğu olmak üzere bütün İslam dünyasını Batılıların at oynattığı bir meydan olmaktan çıkartacaktır.

Omerkilic91@hotmail.com.




Son Güncelleme: 21.10.2013 12:13
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner316