Ömer Kılıç’ın Ruanda izlenimleri

Ömer Kılıç’ın Habercim19 Yazarı Av. Ömer Kılıç, İnsani Yardım Vakfı (İHH)’nın Kurban Bayramı’nda...

Ömer Kılıç’ın Ruanda izlenimleri

Ömer Kılıç’ın Habercim19 Yazarı Av. Ömer Kılıç, İnsani Yardım Vakfı (İHH)’nın Kurban Bayramı’nda...

12 Ekim 2014 Pazar 15:41
 Ömer Kılıç’ın Ruanda izlenimleri
banner332


Ömer Kılıç’ın Habercim19 Yazarı Av. Ömer Kılıç, İnsani Yardım Vakfı (İHH)’nın Kurban Bayramı’nda düzenlediği yardım organizasyonuna katıldı. Kurban Bayramı’nı Afrika ülkesi Ruanda’da geçirerek çalışmalara destek veren Kılıç, izlenimlerini aktardı.


İHH ile RUANDA’DA BAYRAM


Kurban Bayramı’nda yurt dışına gitme teklifi geçen yıl da yapılmıştı ama bunun sözünü en az bir ay önce vermem gerektiği için kararsız kalmış ama bayram geldiğinde gitmemi engelleyecek ciddi bir durumun olmadığını görerek pişman olmuştum. Bu sene bayramdan yaklaşık bir ay önce İHH Çorum temsilcisi Selim Özkabakçı aradığında, bu kez hiç düşünmeden söz verdim ve kendimi bağlayarak hangi ülkeye gideceğimizin belli olmasını beklemeye başladım.


Önce Burundi olarak gelen haber, sonrasında Ruanda olarak değiştiğinde bundan yirmi yıl önce kabileler arasında çıkan iç savaşta bir milyon kişinin bıçak ve satırlarla birbirlerini katlettikleri ülkeye gidecek olmak, doğruyu söylemek gerekirse bende bir tedirginlik oluşturmadı değil.


Daha önceki yıllarda Afrika’nın değişik ülkelerine giden arkadaşlarla da görüşerek kendilerini dinledikten sonra hazırlıklarımı yapıp, bayramdan iki gün önce yani 2 Ekim sabahı Merzifon’dan uçtuğumuz İstanbul’da, ekipteki diğer arkadaş olan Bolu İHH temsilcisi Fethi Sarımsakçı isimli arkadaşla buluştuk.


Havaalanında İHH dışında değişik ülkelere gitmek üzere bekleyen birçok ekiple karşılaştık. Yeryüzü Doktorları, Deniz Feneri, Diyanet Teşkilatı orada görebildiklerimdi. Bizim gibi Ruanda’ya giden ikisi bayan, ikisi erkek dört Diyanet görevlisi ile birlikte Türk Hava Yollarının 18.25 uçağıyla İstanbul’dan hareket ettik ve yedi saate yakın süren yolculuktan sonra Türkiye saatiyle 01’de, yerel saatle de 24.00’te başkent Tigali’ye indik.


Kısa süren pasaport kontrol işlemlerinden sonra dışarıya çıktığımızda İHH’nın ve Diyanet’in Ruanda partneri, Süleymancılar olarak bilinen cemaatin temsilcisi olarak beş yıldır orada bulunan İsmail Üstün adında genç bir arkadaş ve Murat adında ondan da genç bir delikanlı bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı.


Işıl ışıl, tertemiz, oldukça da sakin, hatta Atatürk Havalimanından sonra ıpıssız diyebileceğim Tigali Havalimanından bindiğimiz otomobille otele doğru giderken bir yandan da meraklı gözlerle etrafı izlemeye çalışıyoruz. Otele giden yolların ve çevresinin bir hayli bakımlı oluşu karşısında bir an, yanlış yere mi geldik acaba diye düşünmeden edemedim.


Kalacağımız otele gittiğimizde, sonrasında devamını da göreceğimiz sürprizlerin ilki ile karşılaştık. Patronu Tokat’lı, müdürü de Yozgat’lı bir Türk olan Aberdeen House Hotel,  yanında restorantı ile birlikte beş gün boyunca kendi evimiz kadar rahat ettiğimiz bir yer oldu. O kadar ki menüsü bile Türk yemeklerinden oluşan restorantında, mercimek çorbasından Adana kebabına, hatta kahvaltıda menemene varıncaya kadar giderken en fazla sıkıntı yaşayacağımızı zannettiğimiz konuda tahmin edemeyeceğimiz kadar rahat etik.


Akşam İsmail Bey’le yaptığımız programa uygun olarak ertesi gün, yani arife günü acar rehberimiz Murat gelerek Cuma namazı için Merkez camisine götürmek için bizi otelden aldı. Camiye giderken gecenin ışıltıları altında gördüğümüz şehir manzarasının ne kadar yanıltıcı olduğunu görmekte gecikmedik. Başkentin ana caddelerinden şöyle bir ara sokaklara saptığınızda değil asfalt yol, stabilize yol bile görebilmeniz mümkün değil. Tümüyle sürekli yağan yağmurların derin yarıklar oluşturduğu kızıl toprak yollar. Allah’tan balçık gibi yapışmadığı için sürekli yağan yağmurda bile ulaşım pek fazla aksamıyor. Ruanda’da kaldığımız beş gün boyunca “imkanı yok arabayla buralara girilmez” dediğimiz yollardan, şoförümüz sarsıla sarsıla bizi her defasında sorunsuz menzile ulaştırdı.


Birçok tepeden oluşan engebeli bir araziye kurulmuş olduğu için oldukça dağınık olan üç milyon nüfuslu başkent Kigali’de gideceğimiz cami otele on kilometre mesafede imiş. Merkez camisi, kubbesi minaresi olmayan iki katlı büyükçe bir bina. İki katı da neredeyse tam dolu olan camide uzun uzun vaaz- hutbe karışımı bir konuşma dinliyoruz. İmamın Arapça aksanı oldukça düzgün, ayet hadis ve salavatlar çok net şekilde anlaşılıyor ama onun dışında bir şey anlamamız imkansız. Farz namazdan sonra imam yine başlıyor konuşmaya, ama kimi namaz kılıyor, kimi dışarı çıkıyor çok fazla dinleyen yok.


Cami çıkışı onlarca hatta yüzlerce dilenci sarıyor etrafımızı, karınlarını göstererek sürekli bir şeyler söylüyorlar. Aç olduklarını söylediklerini anlamanız için dillerini bilmenize gerek yok, hallerinden bu o kadar belli ki, bizdeki dilenciler yanlarında obez kalır. Bir şeyler vermek istiyoruz ama rehberimiz Murat bizi uyarıyor “aman abi vermeye kalkışmayın aksi takdirde buradan çıkmayız diye”,  bir yandan da dilencileri uzaklaştırıyor etrafımızdan.


Cuma’dan sonra kurbanlıkların bulunduğu yere, yani Gastibo bölgesine gitmek için yola çıkıyoruz. Yaklaşık iki saat süren bir yolculuktan sonra vardığımız yerde kurbanlıkları ve kesim yerini görüyoruz. Ruanda nüfusunun yaklaşık yüzde onunu oluşturan Müslümanlar, birkaç bölgeye dağılmış durumdalar. Hem İHH’nın, hem Diyanet’in kurbanları müslüman nufusun en yoğun olduğu bu bölgede kesiliyor. Başka bölgelerde de müslümanlar var ama bu işi her tarafta yapma imkanınız yok. Çünkü devlet rastgele yerde kesim yapma izni vermiyor, önce kesim yerlerini ayarlamanız gerekiyor.


Ruanda’da Müslümanlar, nüfusun çok küçük bir azınlığını oluşturmalarına rağmen oldukça rahat durumdalarmış. Herhangi bir baskıya maruz kalmadıkları gibi yönetim nezdinde oldukça da saygı görüyorlarmış. Bunun nedeni de, 1994 yılındaki o dünyanın en büyük vahşetlerinden birin yaşandığı, yüz günde bir milyon kişinin katledildiği günlerde Müslümanlar katliama karışmadıkları gibi azınlıkta olan Tutsileri Hutu’ların ellerinden almış, evlerinde saklamış, kendi canlarını tehlikeye atma pahasına komşularını korumuşlar. Daha sonra Fransızların müdahalesi ile yönetimi ele alan Tutsiler, Müslümanların bu davranışlarını hiç unutmamışlar. O yüzden Müslümanlar oldukça rahat bir şekilde açık alanlarda namazlarını kılabiliyor, yüksek sesle ezan okuyabiliyorlar.


Ruanda yüzölçümü Çorum’un iki katında biraz fazla çok küçük bir ülke olmasına karşın 12-13 milyon kişinin yaşadığı, yani nüfus yoğunluğu Türkiye’nin beş katı bir ülke. Yerleşim oldukça dağınık, ilçe merkezlerinin dışında toplu bir arada köye rastlamanız imkansız. Bizim Karadeniz’deki gibi birbirine üç yüz beş yüz metre mesafede yer alan evleriyle hiç abartısız ülkenin tümüne yayılmış bir yerleşim tarzına sahip. Yüz kilometre yol gidiyorsunuz yolun iki tarafında sürekli ve yoğun bir yaya trafiği var. İnsanlar hiç durmadan gece gündüz adeta sürekli yürüyorlar. Bisikletlerinin üzerine bağladıkları su bidonlarını iterek taşıyan delikanlılar, kadınlar, ellerinde ot, çöp, odun veya başak bir şey taşıyan çocuklar.


Bitki örtüsü bizim Antalya, Muğla sahillerinden hiç farklı değil. Palmiye ağaçları, hemen her tarafta yer alan muz bahçeleri ile cennet gibi yemyeşil bir ülke. Yılın iki ayı haricinde yağmur hiç eksik olmazmış. Kazmayı vursanız her taraftan su fışkırır ama dediğim gibi insanlar günün yarısını bidonlarla su taşımakla geçiriyor. Kısaca sömürü ve cehaletin cehenneme çevirdiği bir cennet ülke Ruanda. Oradaki Türkiye kökenli kuruluşların eğitim ve yardım faaliyetlerini görünce sömürmekten başka bir amaçla gelmeyen, arkalarında açlık ve yokluktan başka hiç bir şey bırakmayan Batıya bir kez daha lanet okumadan edemiyorsunuz.


Hava kararmadan Tigali’ye dönebilmek için acele ediyoruz. Zira yukarıda da belirttiğim gibi dağlık bir ülke olan Ruanda’da yollar çok dolambaçlı ve her beş on kilometrede bekleyen trafik polisleri nedeniyle fazla hız yapma imkanınız yok. Trafik polisleri bizdeki gibi değil, daha çok askere benziyorlar, yaya ve iki kişi yolun sağında ve solunda karşılıklı ellerinde makineli tüfekleri ile bekliyorlar.


Araç trafiğinden kesinlikle çok daha yoğun olan yaya trafiği, sağlı sollu yolun iki tarafında akmaya devam ediyor. Yol çok dar ve yayaları o kadar yakından geçiyoruz ki, her defasında aynayı birine vurma korkusuyla yüreğimiz ağzımıza geliyor. Ama rehberimiz ve aynı zamanda şoförümüz olan bizim Murat da, yayalar da çok rahat ve şükürler olsun akşam hava karardıktan bir süre sonra kazasız belasız otele yetişiyoruz.


Yarın Ruanda’da Bayram




Son Güncelleme: 12.10.2014 16:50
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yakup sayat 2014-10-12 23:56:02

ömer bey allah kabul etsin,hoş geldin,

Avatar
İbrahim EREN 2014-10-13 10:39:42

ömer hocam tebrikler. kurbanlarımızı allah kabul etsin. geyet sürükleyici bir gezi yazısı olmuş devamını bekliyoruz. slmlr

banner316