danimarkalı büyük filozof sören kierkegaard, insanın kalabalıklar arasında kaybolduğunu ve kalabalıkların biriktiği yerde gerçekliği bulamayacağımızı imler. o’na göre içinde yaşadığımız zamanda birey olmanın anlamı yok sayılmaktadır. şahsiyet anonimleşmiştir.

büyük filozof şöyle bir eleştiride bulunur: çevresinde büyük kalabalıkların toplandığını görmekle, dünyanın gidişatını kavramaya çalışırken bu kadar çok insansal işleri omuzlarına almakla umutsuz kişi kendini unutur. kutsal ismini unutur, artık kendine inanmaya cesaret edemez ve kendi olmayı çok güç bir olay olarak görür ve diğerlerine benzemeyi, bir taklitçi yığın için kaybolan bir numara olmayı daha basit ve güvenli bulur.

filozofun sözünü ettiği ve zemmettiği durum yalnızca hayatın içerisinde eriyip giden insanlara mahsus değildir. kierkegaard’ın eleştirdiği ve kötücül bulduğu durum okuyan, yazan, öğreten kısaca toplum içerisinde mevki ve mevzi sahibi insanlara da bulaşabilen bir marazdır. mevki ve mevzi sahipleri kierkegaard’ın kalabalıkların içinde bulamayacağımızı haber verdiği hakikati aramak ve bulmak bir yana, dağıtma şehvetine düşkünlükten neredeyse can verecekler.

güçlülerin, intisap derecesine göre dağıttıkları nimetle beslenmeyi seciye haline getiren varlık, kendilerini besleyenlerin seslerini taklit eder. bir süre sonra sesi taklit etmek yetmemeye başlayınca, güçlüye ve güce intisap derecelerini göstermek için ahlak yasaları dahil insanı makul ve makbul bir varlığa dönüştüren her şeye savaş açar. kendi olarak hayatın hiç bir safhasında yer almayanlar, kendinden başka bütün canlıları önüne serilen imkana ortak sanır. ne olursa olsun hiçbir şekilde başlarını ellerine akıtmamakla övünenler yaşamın basit gerçeklerine burun kıvıra kıvıra topladıkları güçle her şeyi tanzim, tertip, tekzip eder. gücün bahşettiği konfor bir süre sonra inanca ve oradan da itikada dönüşür. bünyede yeni bir dünya nizamı, yeni bir din, yeni bir kutsal oluşmuştur. oluşturulmuştur. sonrası ise gözü tırmalayan herkesin ve her şeyin recme müstahak kabul edilme evresi…

söz, bu insanların okudur; sözlerini onaylamayan her kursak hedeftir.

kalp, bu insanların okudur; katılıklarına karşı mukavemet eden her kalp hedeftir.

inanç – akideler – felsefe - bilinç – akıl, bu insanların okudur; diğer inançlar, akideler, felsefeler, bilinçler, akıllar, düşünme biçimleri hepsi hedeftir.

dünyayı ve hatta sonrasını(ahireti), güçlülerin tasarımına göre inşa etme hararetiyle soluk alıp verenler, hayatı olduğu gibi ölümü de buna göre şerh ediyor. zahmetsiz, renksiz, kokusuz bir yaşamak formu bu. müptela olanların yeryüzüne ettiği fenalıkların, sınırı yok.

geçtiğimiz günlerde bu fenalığın yeni ve çarpıcı bir örneği sergilendi.

neslican tay adında genç bir kız, kansere yenik düştü. birkaç kez tutulduğu hastalığı yenmiş, bir bacağını yine hastalık yüzünden kaybetmiş, umudunu ve neşesini korumaya çalışan bir genç kızdı neslican tay. kendisinin ifadesiyle, “bu savaşı” kazanmak, istiyordu. neslican, gribe yakalanan insanın bile bütün planlarını değiştirdiği bir anlayışın yerleştiği yerde kanserdi. alabildiğine soyuttu. hastalık önce onun bir bacağını almıştı. ve sonrasında da olanca neşeye, sempatiye ve mukavemete rağmen, canını… neslican, kendi hikayesini görünür kılmış, kanserin istila ettiği hayatını bu bölümünü sosyal medya aracılığıyla paylaşmıştı. genç kız, hayata tutunma çabasını neşeyle harmanlayıp hastalığa kendince yalın bir savaş açmıştı.

daha on dokuz yaşında, kansere karşı mukavemetine hayran olmuştum neslican’ın. hastalığın kabullenilmesi bu tür köklü hastalıklar için çok önemli. neslican, pek çok insanın olgun sayılabileceği yaşta ancak kabulleneceği durumu daha on dokuz yaşında kabullenmiş ve devasa eşiği aşarak fotoğraflarla, satırlarla kanser güncesi tutmuştu. neslican bütün neşesine rağmen,  hastalığa karşı gösterdiği direnişe rağmen vefat etmişti.

neslican’ın vefatı üzerine pek çok kişi üzüntüsünü belirtmiş, rahmet duygularını dile getirmişti. bazıları rahmet dileme yerine neslican’ın durumunu ve vefatını, bilgeliğini gösterme aracı olarak kullanmış, topluma nasihatler üfüreceği bir fırsat olarak görmüştü… bazıları da şemsiyesi altında olduklarını iddia ettikleri islam’ın konuyla ilgili fakihliğine soyunmuştu. vs vs, daha pek çok tezvirat…

psikiyatrist ve nöropsikolog nevzat tarhan’ın tiviti ise neslican’ın vefatı üzerine çiziktirilen, ahirette yeryüzünün kusacağı evsafta edilen sözlerden biriydi. tam olarak şöyle söyledi tarhan:

“"#neslicantay kızımız çok çile çekti ama ümidini kaybetmedi, ölümle yüzleşebilseydi #ölümbilincine sahip olsaydı, seküler dünyanın dünyasallaşma rüzgarına kapılmasaydı dinlerin #hayataanlamkatma ve #teselligücü nden faydalanabilseydi hastalığı düşman gibi görmezdi diye düşündüm.”

evet! yarım fıkıh, çeyrek akaid bilgisiyle (belki her ikisi tamdır) soyut hadiseleri açıklamaya çalışan psikiyatrist ve nöropsikolog, adı bile insanı ürpertmeye yeten hastalığın dünyadan kopardığı neslican’ın vefatı üzerine bu berbat sözleri savurmuştu. sözünün her satırı itham içeriyordu. paylaşımın her harfi uzaktan baktığı ve künhüne varamadığı hayatlara fırlattığı oktu. bulunduğu mahalle tarafından şımartılan ve nasihat vermekle hayatı kazanan birinin alabildiğine basit sözleriydi, tarhan’ın sözleri. akıl hastalıklarını teolojinin vitrininde bulunan şatafatlı sözlerle tedavi etmeye çalışan adamın paylaşımındaki kastı veya imayı, iman ettiği din ayaklar altına almıştı. tanrıcılık oyununu yasaklamıştı islam. gayba taş atmayı, gıybeti, yergiyi, iftirayı, tahakküm etmeyi, merhametsizliği, isnadı, zannı, müzevirliği, kurgulanmış kuşkuyu, ikircikli olmayı, imayı, kinayeyi, vesveseye sebep olmayı, üstenciliği, müstağniliği bunların hepsini yasaklamıştı; islam… dahası yok yere kendine güvenmeyi (kibirli bir kendinden emin oluşu) hepten yasak etmişti. ve sayın doktor; hiçbir şüpheye yer vermeyen: “allah rahmet eylesin” cümlesini kuramamıştı. veya bu cümle ölüm karşısında sayın doktora nasip edilememişti.

ölümle yüzlemişti neslican, ölüm bilincine de yaldızlı duvarlar arasında, ibret geçirmeyen çatı altında yaşayan insandan çok daha fazla sahipti. seküler dünyanın dünyasallaşma rüzgarı ise neslican’ın değil, dünyanın en büyük psikiyatristinin tutulabileceği bir tehlikedir. çünkü neslican’ın, seküler dünyanın dünyasallaşmasıyla (nasıl bir şeyse o) uğraşacak vakti ve enerjisi yok(tu). o yalnızca neşesini muhafaza etmeye çalışarak şifa’sını arayan genç bir kızcağızdı.

hastalık; ağrı, acı, sancı gibi tahammülü zor durumlarla birlikte, yeni bir yaşam biçimini zorunlu kılar. alışkanlıklardan vazgeçmenizi va’z eder, yeni alışkanlıkları dikte eder. büyük hastalıklarla mücadele eden insan teselli arar, umut arar, felah arar. bütün bunların hepsi ilanihaye şifa aramaktır. seküler dünyanın en büyük müşterisi hatta tüccarı ise büyük filozof sören kierkegaard’ın söylediği gibi kabalıklara hakikat tasarlar.

ahiretin haritasını çizip, bulunduğu yeri yaratıcının evi olarak işaretleyenlerden allah’a sığınmaktan başka çaremiz yok. neslican’a rahmet…

*ismet özel (acının omuzlanışı)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner182