İki yüz yıldır özgürlüğü tartışıyoruz. Tartışmaların kesin ve keskinliğine bakılırsa sınırlarımız içinde yaşayan herkesi demirden iplerle, çelikten tellerle, pirinçten zincirlerle bağlamışlar gibi Türkiye’nin her yerinden “özgürlük” nidası yükseliyor. Dışarıdan görenler Türkiye’de yaşayan bütün kesimlerin gırtlağına bukağı dayandığını zanneder. Oysa kimse ne esaretin altında inlemektedir ne de özgürlük diye haykırmasının bir gerekçesi vardır. Olan biten halin adı ‘rahatlığın değmesidir’. (bu ifade böyle değildi biliyorum)

Gerçi herkesin yalan söylediği bir yerde bu tip arkaik ve işe yaramaz tartışmaların olması normal bir durum. Tabiatın hiçbir unsuruyla ömrü boyunca ünsiyet etme gereği hissetmeden yaşayıp, pastoral şiirler döktürenler, plastik fanuslarda yaşayıp toplumcu geçinenler, vicdanında temiz diyebileceğimiz zerre noktası kalmayıp yer altı edebiyatıyla vicdanlarının kirini gizleyenler, eşini hükmettiği ilk güzel kadınla kandırıp, dövensöven evrimyarısı profesörler, erkeklerin sillesini yedikten sonra feminizmin militanı kesilen kadınlar, romantik kitaplar yazarak karşı cinsi tavsamaya çalışan aslıodunlar, sosyalist olduğunu kutlu bir şeymiş gibi sunan dev rezidans sahipleri, kentsoylu köylüler, köysoylu şehir efeleri, eleğimsağmanın altından geçmiş maçolar, demokrat mimarlar, Kemalist elektronik mühendisleri, çıban yarasına soğan saranların idamına hükmeden pıt’tıpçılar, söz sonunda iki de bir inşallah diyen ateistler, inşallah kelimesini işittiğinde gözlerini belerte belerte bakan dindarlar, akşam – sabah alem yapıp uykusunu bile millete hizmet diye yutturan siyasiler, hizmet ehli… Say say bitmeyecek bir liste. Ve hepsi de her gün, bilaistisna özgürlük diyor başka bir şey demiyor. 

Hele kalemi ele aldığında dilindeki kokmuş balçığı kâğıda sıvayan, düşünen taşınan alkolkuması enteljansiya yani aydınlar… Onların durumu daha da vahim. Özgürlüğün yatağından yeni çıkmış gibi gözlerini kamaştıran bu tiplerle sadece esir oluruz. Üstelik kime nasıl esir düştüğümüz de muhal kalır. 


“Farzdan önce farz vardır” efendiler… 

Beş vakit “Temel hak ve özgürlükler” üstüne methiye düzülen Türkiye’de acaba hangi hakikatler hasıraltı ediliyor. İşsizlik mi, bölünme korkusu mu, biraz sonra!! olacak dokuz şiddetinde bir deprem mi? Yahut hiçbir işe yaramayan ama artan dindarlığımız mı kamufle ediliyor yoksa? Bunların hangisi cevap verme niteliği taşır bilmiyorum ama özgürlüğe esir olmuş bizler, kasasını ve kesesini doldurmaya ve adam yerine konulmaya çalışanların itikadına güvenerek yoksullukların en zeliline esir olmuşuz zaten.

İnsaniyetten, çatır çatır yarılıp nefsinin çektiği her şeye b/ulaşanlar, gavurluğun sınırını çoktan geçip bizlere iz olarak özgürlüğü bırakıyor. Akşam eve giderken ekmek götürmek, karda kışta kıyamette yakacağının olup olmamak kimsenin derdi değil. Varsa yoksa özgürlük, insan hakkı… İnsan hakları dedikleri şeyler kesmiyor artık şimdi daha da ayrıştırılıyor hakları. Çocuk haklarından söz edenler, kadın hakları diye yırtınanlar, hayvan hakları vesaire, vesaire.  Haközgürlük biçme fabrikaları çalışıyor…

Bunlar olup biterken, kim bilir neler elimizden ve aklımızdan alınıyor? Biz önce sağa, sonra sola sonra tekrar sağa sola bakarken, zil zurna sarhoş bir adamın ezdiği cesedin başında ağlıyor ve sonra da insanı öldüren ama büyükler tarafından affedilen sürücüye acıyoruz. 

Böyle bir vicdan var ettiler. Tamamen paradokslarla işleyen, acıması gerekene sevinen, sevinmesi gerekene acıyan zombilere çevirdiler insan(lığ)ı. Kendi kusurlarını ibadet olarak görenlere göre ise ülkemizdeki bütün sıkıntıların kaynağı batıymış. Batının o cani tarihi, insan kesen kesimleri bizlerin aile yapısıyla olduğu gibi kültürümüzle de oynuyormuş, Batı bizi içerden ve dışarıdan yıkmak derdindeymiş.  

Aslında kimsenin bizle alıp veremediği bir şey yok. Kendi sokağımızdaki kaba pislikleri gizlemenin en güzel yolu oldu bu bakış açısı ve özgürlük zokası…

Ben hak istemiyorum. Gölge etmeyin.
Ben solucanların hayatını öğrenmeyi ve bilmeyi önüme konulmuş bütün özgürlüklere tercih ediyorum. Toprağın esiri olmak, yeryüzünün bütün saçmalıklarına bağlı bir özgürlükten daha iyidir.







Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Biri 2013-12-22 03:17:21

yüreğine sağlık hafızım

banner182

banner110