Suret-i haktan atış yapma

Yeni Şafak Yazarı İslam Hukuku (fıkıh) Profesörü hemşehrimiz Hayrettin Karaman,  yine hemşehrimiz olan yazar Soner Yalçın’ın Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan bir yazısına cevap verdi.

Suret-i haktan atış yapma

Yeni Şafak Yazarı İslam Hukuku (fıkıh) Profesörü hemşehrimiz Hayrettin Karaman,  yine hemşehrimiz olan yazar Soner Yalçın’ın Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan bir yazısına cevap verdi.

22 Eylül 2019 Pazar 14:43
Suret-i haktan atış yapma

Yeni Şafak Yazarı İslam Hukuku (fıkıh) Profesörü hemşehrimiz Hayrettin Karaman,  yine hemşehrimiz olan yazar Soner Yalçın’ın Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan bir yazısına cevap verdi.
Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) vefatı sonrası dönemdeki halifelik konusunda yaşanan gelişmelere değinen Karaman,‘Suret-i haktan atış yapma’ başlıklı yazısının sonuç bölümüde Soner Yalçın’a, ‘Halkının çoğu Müslüman, Sünnî, Peygamberine aşık, adı geçen büyük ashaba layık oldukları saygı ve sevgi ile meşbu olan bir ülkede yazarken daha saygılı olmak gerekmez mi?’ hatırlatmasında bulundu.
İşte Karaman’ın o yazısı:
Soner Yalçın’ın Sözcü’nün 6 Eylül 2019 tarihli nüshasında AK Parti’den ayrılıp parti kurmak isteyenlerin partiyi ve dolayısıyla halkı böleceklerini, bu bölünmenin İslam tarihi boyunca hep olageldiğini, bu olayın kendisine, iktidar hırsının Tebük seferi dönüşünde bazı büyük ashabın da içlerinde bulunduğu bir grubu Peygamberimiz’e (s.a.) başarısız kalan bir suikast tertip etmeye sevk etmesini, iktidar hırsının bu noktada kalmayıp O’nu eşine öldürtüp yerine geçmek istemelerini, O’nun vefatından sonra da bölünmenin devam etmesini… hatırlattığını yazmış.
Yazar yazının gelişen kısımlarında “Tüm bunlar asırlardır tartışılıyor… Kimi doğru, kimi hurafe…” diyor, ancak baş tarafta şu satırlara da yer veriyor:
“Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer, Bizanslılara karşı yapılan Tebük Seferi dönüşünde Hz. Muhammed’e suikast girişiminde bulundu mu?
Bu soru 1.389 yıldır yanıt arıyor! Sünni İslam âlimi İbn Hazm İslam hukuku ‘el Muhalla’ kitabının 11. cildinde şunu yazdı: ‘Ebubekir, Ömer, Osman, Talha ve Sa’d bin Ebu Vakkas, Tebük’te Rasulullah’ı öldürmeye kalktı… Olay şuydu: Yıl, 630… Tebük Seferi dönüşü Hz. Muhammed, dava arkadaşlarına vadi yolundan gitmelerini tavsiye etti; ve kendisi dağ yolunu tercih etti. Yanında sadece -birbirine kardeş ettiği- Ammar b. Yaser ile Hüzeyfe b. Yeman adındaki iki sahabe vardı. Yolculuk sırasında vadi yolunu tutan Müslüman askerlerden 14-15 kişilik yüzleri maskeli grup, Hz. Muhammed’e doğru saldırıya geçti. Hz. Muhammed’i dağdan aşağıya atıp ‘kazayla düşüp öldü’ diyeceklerdi. Hz. Muhammed saldırganları görüp bağırdı; Huzeyfe’ye binek hayvanların yüzlerine elindeki kamçıyla vurmasını söyledi. Hz. Muhammed’in suikastın farkına vardığını gören ve korkuya kapılan saldırganlar panikle kaçıp vadideki savaşçıların arasına karıştı… Hz. Muhammed suikastçıların bindikleri hayvanlardan kimler olduklarını anladı ve isimlerini sadece sırdaşı Hüzeyfe’ye söyledi.”
Hem akıl mantık yönünden tutarsız hem de tarih ve rivayet ilmi bakımından çürük olan böyle bir bilgi, gazete köşesine taşınmasa ve bazı kimselerin kafalarının karışmasına, yoğun sual yağmuruna sebep olmasaydı cevap ve açıklamaya değmezdi.
Yazarı ayıpladığım nokta da şu iki hüküm cümlesidir:
1.“Bu soru 1.389 yıldır yanıt arıyor!”
2.“Sünni İslam âlimi İbn Hazm İslam hukuku ‘el Muhalla’ kitabının 11. cildinde şunu yazdı: “Ebubekir, Ömer, Osman, Talha ve Sa’d bin Ebu Vakkas, Tebük’te Rasulullah’ı öldürmeye kalktı…”
Hadi bir cevap da biz verelim:
Sünnî kaynaklar bu rivayeti naklettikleri her yerde “o büyük ashabın içinde bulundukları bütün rivayetleri çürütmüşler, bunların yalancılar tarafından uydurulduğunu ve Râfizîlerin çirkin amaçları için kullandıklarını ifade etmişlerdir. Sahih rivayetlerde münafıkların böyle bir teşebbüste bulundukları vardır, ama içlerinde o büyük ashabın isimleri yoktur ve onlar ile Peygamberimiz (s.a.) arasındaki ilişki, paylaşılan hayat, imkanlar ve olaylar göz önüne alındığında onların böyle bir şey yapmalarını düşünmek ve kabul etmek mümkün değildir.
İşte burada sarf ettiğim bu cevap cümlesi tarih boyunca verilmiştir, soru cevapsız, şüphe karanlıkta karar kılmamıştır.
Daha ayıp olanı da Sünnî İslam aliminin eserinde bunu yazdığını söyleyip, aynı alimin naklettiği bu rivayet ile ilgili değerlendirmesini almamasıdır.
Yazarın cilt ve sayfasını verdiği yerde İbn Hazm bu rivayeti naklettikten sonra şöyle diyor:
“Bu uydurulmuş bir yalandır, uyduranı Allah’ın lanetlediği bir yalan! (açıklamalarımla) bu rivayete takılma ihtimali düşmüştür, Allah’a hamdolsun” (el-Muhallâ: C. 11, s. 224).
Halkının çoğu Müslüman, Sünnî, Peygamberine aşık, adı geçen büyük ashaba layık oldukları saygı ve sevgi ile meşbu olan bir ülkede yazarken daha saygılı olmak gerekmez mi?

 

Son Güncelleme: 23.09.2019 13:49
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Raşit 2019-09-22 14:49:35

Her konuda Ahkam kesen Hayrettin KARAMAN hoca, Ucu iktidar sahiplerine dokunacak konularda hep sukut ediyor..

banner182