(Söz ola kese savaşı/söz ola kestire başı)

Avukatlık mesleği alanının daralması, avukat sayısındaki artış, her şeyin dijitalleşmesi, iltisak nedeniyle ihraçlar ve istinaf mahkemelerinin kurulması ile doğan tecrübe eksikliği; ekonomik krizler, Pandemi, yargılamaların uzaması, kişisel verileri koruma kaygısı avukatlık mesleğinin icra edilebilirliğini imkansız hale getirmiştir.

Ekonomik kaygının olduğu bir meslek itibar kaybeder. Ekonomik kaygılar ve itibar kaybı ise meslek odalarını zayıf düşürür. Baroların zayıf düştüğü bir yerde avukat zayıf düşer, avukatın zayıf olduğu yerde vatandaş da korumasız kalır.
Demokratik yönetim tarzı insanlık tarihince bulunan en az mahsurlu yönetim şeklidir. Devleti yönetenler her zaman devleti dolayısıyla kendilerini güçlü kılma ve bu güce halkın nazarında meşruiyet kazandırma çabası içindedirler. Devleti sınırlayan, bireyi yatay ve dikey haksızlığa karşı koruyan, toplumdaki adalet duygusunu örseletmeyen ise hukuk devleti ilkesi ve bu ilkeye bağlılıktır.

Yargının üç sacayağından biri olan savunmanın yani avukatların ve avukatların meslek odası olan baroların; devlet kurmak, devlet yıkmak, iktidar belirlemek gibi bir görevleri yoktur. Hukukçular, alınan her kararı, yapılan her türlü eylemi evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda değerlendirme mücadelesi içindedirler.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. ve 95. Maddeleri ile Barolara; a) Avukatlık Mesleğine yönelik yükümlülükler, b) Hukukun üstünlüğü, c) İnsan hakları konularında sorumluluklar yüklenmiştir.

Başka ülkeler ile karşılaştırdığımızda Türkiye’de barolara itibarlı bir yer verilmiştir. Buna karşılık avukatlık mesleğinin icrası ise bir o kadar zordur. Mesleğe yönelik sorunların gün geçtikçe artması meslektaşları ümitsizliğe sevk etmektedir.

Siyasi açıdan birey-parti-devlet ilişkileri halen yerli yerine oturmamıştır. Siyasi partiler halkın taleplerini devlete iletmekle yükümlüdür. Ne var ki çoğu zaman bunun tersi olmakta siyasi partiler yöneticilerin isteklerini halka dayatma çabasına girmektedirler. Demokratik bir toplumun oluşması güçlü sivil toplumun varlığı ile mümkün olabilir. Ülkemizde sivil toplumun siyasi yapılarla olan göbek bağı bunu engellemektedir. Sivil toplumun bu görevi kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarına kalmaktadır.

Baroların yükümlülüklerini yerine getirirken siyaset ve devletle ilişkilerini doğru bir niteliğe büründürmemeleri, zaman zaman konjonktür hazretlerine göre hareket etmeleri, iletişim dili yerine siyaset dili kullanmaları, halkın değerlerine karşı özensiz söylemleri, olaylar karşısında çifte standartçı yaklaşımlar samimiyet ve meşruiyet yoksunluğu algısı oluşturarak baroları etkisizleştirmektedir.

Gerek mesleki sorunların çözümü gerekse hukukun üstünlüğü ve insan hakları konularında etkili olabilmenin yolu baroların itibar kazanması ile mümkündür.

Her olay karşısında alelacele ve özensiz açıklamalar, çok sık yayınlanan bildiriler “bildirmeyen bildiri”ye dönüşmekte ve bu tarz bildiriler baroların sözünün ağırlığını ortadan kaldırmaktadır.
Bütün sorunların çözümü çoğulcu demokrasi anlayışının toplumda benimsenmesi ile mümkün olur. Türkiye’de ne kadar farklı siyasi gelenek varsa baro başkanları arasında da o geleneklerden gelen kişiler mutlaka vardır. Siyasette tüm partilerin uzlaştığı bir konuya kolay kolay rastlanmazken, buna karşılık birçok konuda 80 Baro başkanı aynı bildiriye imza atabilmiştir.

Olması gereken bu ortak paydayı çoğaltmaktır. Barolar demokratikleşmenin öyle güzel örneklerini vermelidir ki siyasi partilere, diğer meslek odalarına, sivil toplum kuruluşlarına yol göstermeli ve model olmalıdır.

Kekeme bir demokrasiden, no no demokrasisinden nano demokrasiye geçiş; ancak ve ancak ötekileştirmeyen, ideolojik yönelimden azade, samimiyet yoksunluğu içermeyen hukuk ve iletişim dilinin baroların öncülüğünde toplumda yer bulması ile mümkündür.
Bu sebeple baroların tez elden mesleği merkeze koyan, adaleti önceleyen bir dil oluşturması gerekir. Barolar, siyasete alternatif gibi hareket etmemeli ve aynı zamanda siyasetin payandası da olmamalıdır.

Bu bilinçle; adaleti önceleyen, ötekileştirmeyen, meslek sorunlarına odaklanan, hukuk dışında hiçbir şey ya da kimsenin dilini kullanmayan, kimsenin peşine takılmayan; evrensel hukuk ilkeleri ışığında, insan haklarından yana, kimden geldiğine ve kime karşı yapıldığına bakılmaksızın tüm hak ihlallerinin karşısında olmak baroların olmazsa olmazıdır.

Toplum ve toplumun değişik kesimleri ile iletişim kuramayan, kendi haklarını savunamayan avukatlık mesleğinden hiçbir şey beklenemez. Deniz bitiyor, kum tükeniyor. Bilelim ki avukatlar herkesin sorununu çözer ama avukatların sorunlarını yalnızca avukatlar çözer.
“Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.” Avukatlar olarak bizim zerre miktar yanlışımız, derya gibi görünür. Bizi biz yapan hayattaki krizler, zorluklar karşısında duruşumuz ve mücadele şeklimizdir.

Hukuksuzluk insanlık tarihin hiçbir döneminde bitmemiştir. Hukuksuzluğun olduğu yerde sorun vardır. Hukukun sorunu avukatın sorunudur. Mücadele edersek belki kazanırız, belki kaybederiz.

Ama mücadele etmez vazgeçersek baştan kaybederiz.

Bu bilinçle olaylara yaklaşan TBB’nin öncülüğü ve gayretleri ile yıllardır çözülemeyen bazı sorunlar çözüme kavuştu.

Yıllardır uğraştığımız Yeşil pasaport hakkına sahip olduk.

Bazı alanlarda KDV’nin %18’den %8’düşmesi sağlandı.

Hukuk Mesleklerine Giriş sınavı getirildi.

5 yılın altındaki genç meslektaşlarımızın baro aidatları yarıya çekildi.

Vekalet ücretlerimiz %12’den %15’e çıkarıldı ve enflasyonun çok üzerinde artışlar sağlandı.

Avukatlık mesleği nedeni ile yapılan yargılamalara temyiz yolu açıldı.

Hal böyle iken zaman zaman algı olgunun önüne geçti. Meslek camiası ya da siyasi alanda TBB Başkanı nezdinde, çözüme ve birliğe sırtını dönenler oldu. Polaris Füzesi ile keklik avlamaya çalışanlar oldu. Mücadele ile kavgayı karıştıranlar oldu. Mücadelede bir meyve koparmak için ağacı devirenler oldu. Söylemler yerine sövüşmeye meftun olanlar oldu. Zihinsel patinaj halinde mikroptan arındırılmış pastörize bir toplum özlemleri zaten hiç eksik olmadı.

Her ne olursa olsun baroların doğru düzlemde ve doğru usulle yılmadan mücadeleye devam etmesi gerekir. Unutmamak gerekir ki su yükselirse su üzerindeki tüm gemiler yükselir.  Kekeme bir demokrasiden nano demokrasiye ulaşılacak bir yol varsa o da budur, başkaca da bir yol yoktur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
adsiz 2021-11-09 00:44:48

Bu yazı uzun suredirburada her siteye giren tarafından okunduğunu düşünüyorum.Yazının muhtevasini kıymetini koruması açısından bu kadar uzun süre yayında kalması yazıya ve yazana yanlış olur diye düşünüyorum.

banner316