açıkça büyük amaçlar tasarlayan ve daha sonra bu amalar için oldukça yetersiz olduğunu kavrayan kimse, çoğu zaman bu amaçlardan vazgeçecek kadar güçlü de değildir. işte o zaman ikiyüzlülük başlar. (friedrich nietzsche)


ben' den o'na 
çok sevmiyorum seni. hatta hiç sevmiyorum. çünkü sevmek, bir yargıdır, gözden ve gönülden geçilen onayı gerektirir ve bu yüzden bir eliminasyondur. sevmek için göze hoş gelinmeli.  göz, hoş görmeli severken. tam bu anda ayrım başlar. güzel ve çirkin kıyasında güzellik yendiği için oluşur 'seviyorumlar'. oysa ben kıyas kabul etmiyorum bu hususta. icma'da... neden kabul edecekmişim ki. bir çok şeyi bilenin diz(g)ine vurulmuş kabulleri neden ben'imden sen'ine olan hissin çerçevesi olsun. hayır, seni çok sevmediğim gibi seni seviyor da değilim. yargılarımdan arındım. arı'yım artık. damıtılmış. nicelik ve nitelik barındırmıyor hissim. asla, ölçülebilir değil. ölçüsüz de değil. niteliklerini sınırlayan veya genişleten bilimsel verilerim yok. azlığın ve çokluğun ve kesretin kıyısında durup, sana olana ‘çokluğumu’ başına kakacak değilim. çok sevmiyorum bu yüzden seni. az sevgisiz olabileceğim korkusuyla neden çok seveyim ki. niçin çok sevmiş olayım az sevmemişliğimi de sana duyurmak için mi. tehditkar bir üslubum yok benim. “çok seviyorum” bir tehdittir çünkü. sadece tehdit. ‘ayağını denk al yoksa az severim ya da sevmem bak’ demekten başka nedir seni çok seviyorum demek. dile getiremem bunu. ne di’li geçmiş zaman ne miş’li geçmiş zaman ne şimdiki zaman ne gelecek zamanda neden seni seveyim. benim ayrılmış zamanlarım yok sana. ve seni sevmeye. aradan zamanı kaldırmadıkça neye yarar sevda. seni dünya kadar da sevmiyorum. dünyanın neresi olduğunu bilmeyen mi var. neden buraya bulaştırayım seni, buralaştırayım ya da. neden dünyalaştırayım bende olanı. hayır, hayır, hayır. ben seni sevmiyorum. hele -çok- hiç sevmiyorum. yalnızca hiç makamında bir melamiyim sana tutkun, tutuklun, utkun. tutkunum sana bütün varlığım ve birliğimle. alnım secde arasında da bir süphanallah diyecek ve tekrar senin için secdeye kapaklanacak kadar. dört elif miktarı hazırım. 

o'ndan ben'e 
bana seni “çok sevmiyorum” hatta “sevmiyorum” demişsin. açıklamışsın sevmenin bir yargı(lama) olduğunu. evet doğru bir yargılama. ve fakat karanlıkta göz kırpmanın kime ne faydası var. ölümcül bir şey söylediğin. tek kelimeyle ölümcül. senin bende, benimde sende yok olmamızdan söz etmek bu. erkekle kadın, kadınla erkek arasında bu tür bir ilişkinin varlığından haberdar etmiyor tarih, yahut edemiyor. ne tarihin ne de insani tecrübenin kelimeleri yetmiyor bu tür bir tutkuyu taşımaya belki de. anlamaya çalışıyorum. anlamlandırdığın beni taşımak beni öldürecek kadar güç bela bir şey. beni yoran bir şey. ikimizi de tüketecek bir tutkudan söz ediyorsun sen. tüketecek ama tükenmeyecek bir tutkudan. böylesi süreğenlik verilmiş midir insanın iradesine ve yaşamına. sen alabildiğine naif, ben olabildiğimce keskinim. belki hiç olmakta budur. ama korkuyorum söylediklerinden. hiçliğine katılmak elimden gelmiyor. sen sonranın, hayatın ve dünyanın bitişinden sonra başlayacak olanın istencindesin. ancak zamanın ve mekanın yokluğunda gerçekleşebilecek olanın peşinde. kontrollerini terk etmişsin. bunlar bir kişiyi yalnızca delirtir. sadece deli eder. güzeldir. güzelin de ötesidir belki. keşke allah bu hissedişleri herkese verseydi. o vakit dünyanın bu kez da başka sorunları olurdu. ama gördüğün gibi yok. söylediklerin anlamsız gelecek bir insan zihnine. ilkin gözleri akıtacak kadar olsa da sonrası bir parçalanmaya neden olacak kadar insanüstü şeylerden söz ediyorsun. unutulan ve parçalanan sen olacaksın. sen yere yerinyüzüne uyan bir hayattan söz etmiyorsun. uzaklığımdan ve uzaklığından söylüyorsun bunları belki. yakınımda olsan ve yakınında olsam bu sözlerinin hayata değen bir yanı olmadığını göreceksin. sonra da hepten sarsılacak belki inançların. inandıkların. bir yaşam çıkmaz bu sözlerinin arasından. söylemi var ama eylemi yok bu anlattıklarının. hiçliğimiz yalnızca kefaretimiz olabilir. zamansız ve mekansız bir hayatın avucuna düştüğümüzde yaşamak dileğiyle sadece selam sana. ey h/iç...

ben’den o’na
söylediklerimin hayata değer bir yanının olmadığını söylüyorsun. yaşam etmez bunlar diyorsun. yakınımda olsan veya yakınında olsam bunların bulut rengi sözler olarak kalacağını söylemişsin. benim da söylemek istediğim tam olarak bu. sırtında kurt taşımaktır benim söylediklerim. herkese ve her zamana nasip olabilecek şeylerden söz etmedim sana. eyyüp’ün sünnetidir. sabrın ve selametin sünnetidir, söylemeye çalıştıklarım. sırtımıza düşen kurdu yerden alıp yerine koymaktan söz ediyorum aslında. zamansız ve mekansız bir tutkudan söz ettiğim doğru. bu yüzden yaşama vurulan şeyler eninde sonunda muhakkak bir hasede yahut haset benzeri bir hisse olmadı kurnazlığa kurban gidecektir. işte bundan sakınıyorum ben. bundan sakın diyorum sana. hayatın en iflah olmaz günahı olan kurnazlıktan kaçınmalıyız diyorum. sevmek de bir kurnazlık kurdudur. ancak asla yere düşmez. oysa bize yere düşüp sırtımızda olduğunu bildiren kurtlar düşebilir. yoğun soylu, soylu yoğun bir tutkuya sadece hayran kalmak ya günahsa…

“gözlerine güven ama en çok şah damarına güven”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.