Tarih; en kaba tanımıyla “geçmişin dedikodusudur”. Kim, hangi alanda ne tür bir istilaya hazırlanıyorsa tarihin küflü sayfalarını eşeler ve istilasına yardımcı olacağını düşündüğü bütün malzemeyi toplar. Ve bir dedikoduya dönüştürür. Sonra bugünü ve şimdiyi dizayn etmek için tarihin cümlelerini şerh eder. Sürekli hedefler, süreğen amaçlar, yüzyıllık, bin yıllık planlar yapıp bunlara doğru yönlendirir insanları. Bu her yönüyle modern bir biçimlendirme güdüsüdür. 

Osmanlı Devleti’nin (Devlet-i Aliyye) kendi tebaasını taşımak istediği bir hedefi yoktu. Buradan sosyolojik anlamda yığın diye tanımlanabilecek bir devleti kastettiğimiz anlaşılmasın! Aksine Osmanlı amaçlar hiyerarşisi açısından dünyanın en zengin devletidir. Ayakta kalmak gibi varoluşsal bir amacı vardır. Ama insanlarına gösterdiği bir hedef, tebaasını yönlendirdiği bir ülküsü olmamıştır. Resmi adıyla Devlet-i Aliyye aslında kendi adıyla varoluş niyetini ortaya koymuştu zaten. 

Nihayet Osmanlı Devleti “elbirliği” ile yıkıldıktan sonra yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti kendisine istikamet oluşturmaya çalışmış ve Osmanlı zamanında bütün varlığıyla karşısında olduğu bir dünyanın kendisine yön vermesine rıza göstermiştir. Savaş sonrasında her alanda yaşanan boşluk hedefler, amaçlar ve planlarla doldurulmaya çalışılmış ancak devletin olduğu gibi milletin de ontolojik bütün niyetleri elinden alınmış ve yerine hedefler ikame edilmiştir. 

Yapılan devrimler bütün kurumların çabasıyla umumun değişimine yönelik yapılmaya çalışıldı. Gelinen nokta ise ortada… 90 yıldır bu toprakların düşünce kalesinde dalgalandırılan şey düalizmin en soğuk ve çocuksu karşıtlıklarının savaş resimleridir. İmparatorluk yapısı gereği dedikoduya ihtiyaç duymazken, imparatorluk kalıntısı devletler sadece dedikoduyla kendilerine varlık alanı açarlar. Sürekli konuşmak gereklidir. Sürekli tezler, hipotezler, sentezler, çıkarsamalar ve basit önermelerle yürütülen bir belagat oluştururlar. Kemalizm 1940’larda iyiden iyiye bir ideolojiye dönüştürülmüş ve Türkiye’ye bildiği alanlarla bile söz etmekten çekinmemiştir. Örneğin 6 yüzyıl ve öncesinde Selçuklu ile birlikte bin yıldır bu topraklarda yaşayan insanlara adab-ı muaşeret kuralları bir ders olarak okutulmuştur. Ve okutulan kurallar tamamen çakma bir adabın uyduruk ve embesil kurallarıdır. 


Böyleyken, böyleyken, böyleyken…

Bu süreç içerisinde Kemalizm’in rahlesinde basit karşıt tepkiler geliştirmeyi öğrenip, dinin o sınırsız sahasına sığınarak “şeker beyazdır, duvar da beyazdır o halde; duvar şekerdir” gibi anlamsız ve sığ önermelerle kucaklarında “din” büyütenler şimdi kemalizmin insanlara ettiği fenalıkları katlayacak kadar gelişti, serpildi. Tarihi kendi nesnel gerçekliğinden alıp, büsbütün kendi menfaatine hasredenler, bunu Efendimiz için, Kuran için yapmaktan geri durmadı. Bunun en son örneği -maalesef demeye gerek duymadan – sosyolojik gerçeklikleri dağım dağım dağıtan camia tarafından verildi. 

Kemalizm nasıl ve hangi manialarla insan biçimlendirmek istediyse camia da o manialarla biçimlendirdiği insanları kimlikkişilik ve zamanzeminmekan paradoksunda eritti. Türkiye aleyhine kafa yoran insanların hepsiyle organik ve kovalent bağlar kuran camia nihayet üstadı olan kemalizmi geçti. Kemalizm, Türkiye’yi muasır medeniyet diye kendi aklınca tasarımladığı noktaya taşımak istiyor bunun içinde tanımlarını fazla milliyetçi bir zemine oturtuyordu. Ancak camia hürriyetin fıkhını olduğu gibi akaidini de tahrif etti. Bu tahrifatın egemenliği bu ülke için sadece var oluşsal bir tehlike arz etmiyor. Aynı zamanda bin dört yıldır ahiret inancımıza ve buna bağlı bütün inançlarımıza dahleden bir tehlikeyle karşı karşıyayız. 


Müthiş bir kaybedişin eşiğinde…

Kaybedişin eşiğindeyiz. İki yüzyıldır bu toprakların şuuruna göz dikenler asıl şimdi, gereksenim duyduğu şeyi elde etti. Yarım yamalak yaşamaya çalıştığımız dinin, bütün kelimeleri, kavramları secde ettiğimiz yere çivi olarak çakıldı. Ne vakit secdeye gitsek çiviler alnımızın ortasından girip kafamızın arkasından çıkacak şekilde ayarlandı. Bizi çarmıha ters bir şekilde çakmaya çalışan insanlar müthiş bir dost buldular kendilerine.

Gülenizme bir de bu yönüyle bakmalı…








Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner182

banner110