merhum filozof zygmunt bauman, çağın paradoksunu şöyle ifade ediyor: 'hiç bu kadar özgür olmamıştık ve hiç bu kadar aciz hissetmemiştik.’

özgürlük; felsefe, ilahiyat gibi aklı yönlendiren ilimlerin temel konularından biri, siyasanın ve politik usun keskin, çekici ve nihai vaadi. kim, ötekini nereye çağıracaksa bu efsunlu kelimeyle çağırıyor. öteki, kimin yanına gidecekse bu tılsımlı kelimeye yüklediği anlamı tartarak gidiyor. özgürlük aynı zamanda bir çağırma olduğu gibi çağrıya karşılık yönelme de...

“özgürlük, soluduğumuz hava gibidir. bu havanın ne olduğunu sormaz, onun hakkında düşünüp tartışmaya zaman harcamayız. şayet kalabalık ve havasız bir odada nefes darlığı çekmiyorsak” sözüyle büyük filozof bauman, özgürlüğün ‘şimdisini’ gayet rahat ve izaha muhtaç duymayan bir dille şerh ediyor. filozofun özgürlük tanımı ve acizlik hissi arasında kurduğu bağ oldukça etkili bir diyalekt.

özü-gürleştirmeden sahiplenilen ve düşüncesizce uygulamaya konulan özgürlüğün dehşet verici etkileri yağmur gibi insanların üzerine yağıyor. muhakkak herkes bir başkasının özgürlük alanında tuzağa düşüyor ve/veya düşürülüyor. sosyolojiler, kuramlar, hümanist teoriler fertler arasında gerilimli alanları azaltma, sorunlu meselelerin izdüşümlerini ve etkilerini iyileştirme gayreti içerisinde. modernliğin yıkmaya çalıştığı ve büyük ölçüde başarılı olduğu gelenek, kendi türüne, kökenlerine ve köklerine bağlılık, dini normlar, ahlaki yaptırımlar gibi insani değerleri şekillendiren formlar, postmodernliğin telkiniyle bir kınama alanı olmaktan çıktı. ancak insanı zapt eden formasyona, yaptırımlara alan açılması gerektiğini söyleyen postmodernlik, kendine has kaideleri olan tüm alanları tahrif etti. artık hiçbir şeyin kuralı, kaidesi ve kitabesi de kalmadı. usul, üslup, biçem, görgü, gelenek hatta felsefe ve inançlar; yontula yontula renksiz, kokusuz daha da önemlisi içinde insani tecrübe barındırmayan eylemsöylem’e dönüştü.

birey özgürlüğü çok ince çizgilerle birbirine bağlıdır. bu bağlılığın önceden olduğu gibi söylemi ve eylemi yönetme kabiliyeti tükendi. e.m. cioran’ın "insan türü ancak kendini mahvedene hayran olur" sözü, tüm harfleriyle yürürlükte… kişinin hayran olduğu ve onu mahvedecek şey “özgürlük” ve özgürlük istencinin sınırsızlığı”.

ev ve sosyal mekanlar arasındaki ayrım, yalnızken ve başkaları ileyken ki ayrım hızlıca ve tümüyle ortadan kalkıyor. hayatın bütün katmanlarında sözünü, eylemini sakınma güdüsünü kaybetmiş varlıklarla yaşam devam ediyor. güç bela… insanlar yüksek sesle dertlerini ortaya kusuyorlar. sevinçlerini, istek ve arzularını da… daha vahimi ise insanın dışından daha kirli olan içini sırtına vurarak hayatın katmanlarında yer alması. görüntü ve gürültü kirliğinin asıl nedenlerinden biri. çünkü insanın içi, dışından kirlidir. yerli yersiz, zamanlı zamansız, kişi; şuurunda taşıdıklarının kendi alanını genişleteceğini hissettiği ve anladığı an asla kural tanımıyor. yaşlı genç, kadın erkek; trafikte, hastanede, ibadethanede, işte, evde, alışverişte, okulda, sokakta hiç kimse hiçbir şeyi saklamıyor. yüksek sesle yükselme çağı. yani özgürlüğün esareti… cümle sonlarında “acizlere yer yok!!!” nidası.

özgürlüğü esarete dönüştüren şey ise insanın içindekini hiç saklamadan ortaya dökme kösnüllüğü. sakınmaması ve saklamamasının kişiyi tutulduğu tuzaktan kurtarabilecek hiçbir şey yok. teolojinin gücü dahil.

oysa insan bir defterdi(r). yaratıcının açacağı…

hazreti şairin dediği gibi: bizi kimse toprak ve balçıktan tekrar yoğurmayacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.