İnsan kendi benzerini görmek ister ve hayatı boyunca ruhunu besleyecek bir dost arar durur. Bilir ki gerçek bir dost eksik yanlarını tamamlayacaktır. Onunla gönül bahçesindeki zararlı otlar yok olacak, çiçekler açacaktır.

“Ah şu dostluk, kalbe iyi gelen ilaç…” (Metin Demirci)

İnsanın evinin kapısını, dostuna her daim açıktır. O ev ki onun her şeyidir. En özel alanıdır. Rızası dışında devlet başkanı bile giremez.

Ölüm döşeğindeki baba, biricik oğlunu yanına çağırır ve “Oğlum sana vasiyetimdir. Her şehirden bir ev al.” der ve ölür. Çocuk babasını defneder ve bir köşede kara kara düşünür. Ne düşündüğünü soran ihtiyara çocuk durumu anlatır ve babasını çok sevdiğini vasiyetini yerine getirmek istediğini ama bir ev bile alacak parası olmadığını söyler ve ne yapması gerektiğini sorar. İhtiyar, bilge bir tavırla “baban her şehirden bir ev al demekle her şehirden bir dost edin demek istemiş.” şeklinde cevap verir.

Dostluk bir liman gibidir. Her durumda sana kollarını açan bir liman. Fırtınalarda sığınacağın, yorulduğunda dinleneceğin bir liman... Böylesi bir limana sahip olmak hiç de kolay değildir. Zira çoğu zaman her değerli şey gibi dostluk da zor bulunur. Yorulmadan aramak ve bu arayışta tüm zorlukları göze almak gerekir.

“Dut kurusuyla dost sevilmez.” (Atasözü)

“Bir dost bulamadım gün akşam oldu.” (Kul Himmet)

Dostluk anlaşmaktır aynı zamanda ama farklı yerlere bakarak aynı şeyi görmeyi gerektirir. Ayrı yönlere gidenlerin yoldaş olamayacağı gibi farklı hesaplar içinde olanlar da dostluktan bahsedemezler. Hele taraflardan birinin temiz hesabı yoksa dostluk fidanı filizlenemez. Zira kurdun kuzuyla dostluğu acıkana kadardır.

Gerçek dostlar iyi insanlardır ama bütün iyiler dost olmayabilirler. Dostların yolları bir yerlerde kesişmeli. Menfaatçi ya da eşitlikçi yaklaşımların dostluk terazisinde ağırlığı olmaz. Hem haklılık peşinde koşan hem de itiraz kılıcını kuşanan insanlar bencillik bombasının pimini çekmiş gibidirler.

“Dost dostun eğerlenmiş atıdır.” (Atasözü)

“Arkadaşlık peki demekle kaimdir.” (Mehmet Zahit Kotku)

“Dostlar yanında hepten haklı olunmaz.” (Metin Demirci)

Dostluk ağacının bir dalı sadakatse diğer dalı da emektir. İnsanlar arasında gerçek dostu bulamama hissiyle Aşık Veysel de “Benim sadık yarim kara topraktır.” diye haykırmaktadır. Sadakatin ve güvenin olmadığı bir ortamda dostluk ağacının içini kurt yer. Emeğin olmadığı yerde fidan sulanmaz ya da kurur.

Neyi alacağımızı değil neyi vereceğimizi düşünerek bazen yüreğimizle bazen aklımızla hareket ederek dost edinebiliriz. 

Acıyı paylaştığımız gibi sevinci de paylaşırsak amacımıza ulaşabilir miyiz acaba? 

Sönen hayat ateşimizi dostlarımız alevlendiriyorsa bu ısıdan onların da faydalanması gerekir. Dostla ekip düşmanla yemek olmaz.

İşine geldiği zaman dost usulü yapalım, işine gelmeyince dostluk başka alış-veriş başka diyenlerle dostluk köprüsü nasıl kurulabilir? Zamanında arkadaşın biriyle ortak bir iş yapmıştım. Başlangıçta “Biz dostuz. Ölene kadar beraberiz.”diyordu. Biraz eli para görünce sessiz sedasız çekip gitti. Şimdi bana selam bile vermiyor. Birimiz öldü ama hangimiz?

Böyle talihsiz durumların yanında iyi örnekler de yok değil. Arıcılık yapan bir tanıdığıma, dostu emaneten bir kovan arı bırakmış. Terslik bu ya diğer arılara bir şey olmazken, emanet kovandaki arılar ölmüş. Tanıdığım dostuna söylemeden kendine ait bir kovanı dostuna vermiş.

Elbette insan olarak dostluğa verdiğimizin karşılığını bekleriz ve zor zamanlarda dostlarımızı yanımızda görmek isteriz. Ama ne yazık ki bazen düşmanlarımızın bizi haklı bulduğu bir noktada dostlarımızı karşımızda görmek üzüntümüzü arttırır.

“Şu elin attığı taş bana değmez/ ille dostun gülü pareler beni.”

Trenin rayından çıkması gibi dostluk yolundan sapanlar, dostluk defterinden silinirler. En eski dostluğumuz kaç yaşındadır. Kaç defterden silindik ve defterimizde yazılı kaç kişi var? Dostlarımıza karşı ne kadar vefalı olduğumuza onları ne kadar sevdiğimize ve onların dostluğuna karşı ne verdiğimize bakmamız gerekmez mi?

Dervişin biri yolda giderken eteğinde çok sayıda elma taşıyan bir genç kız görür ve sorar. “Kızım bu elmaları nereye götürüyorsun?” Kız, “Nişanlıma götürüyorum.” der. Derviş “ Kızım iyi ama kaç tane elma var eteğinde ve nişanlın yese yese üç beşini yer; niye o kadar çok götürüyorsun?” deyince kız, “İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı?” diye cevap verir.

“New Yorklu bir otel ve gayrimenkul patronu milyarlarca dolarlık servetini köpeklere bıraktı.” (Gazeteler).

Bu haberi okuyan bir dostum, “İnsanın, o köpeğin yerinde olası geliyor?” diye tepki verdi.

İnsan dostunda gördüğü bir hatadan dolayı bütün bir geçmişi silmemelidir. Kendimizde olduğu gibi her geçen günün onda da olumlu değişikliklere yol açtığı düşünülmelidir.

Bernard Shaw da şöyle diyor bir eserinde:

“Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse  derhal o andaki ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım benim hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.”
Dostumuz da olsa karşımızda ete kemiğe bürünmüş bir insanın varlığı hatırlanmalıdır diye son sözümüzü söyleyebiliriz ama hayatın iniş çıkışları içinde mutlak, saf ve kusursuz bir dost arayan, evde kaybettiğini sokakta arayan Hoca Nasrettin gibidir.





Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
E.Yılmaz 2014-12-15 11:48:39

dost bi̇m de satılan yoğurt adından ibarettir... maalesef bu hale geldik...