Erol Olçok'un ardından
banner48

Erol Olçok'un ardından

18 Ağustos 2016 Perşembe 10:22

Deneyimli Gazeteci Gülesin Ağbal Demirer, Demokrasi Şehidi Erol Olçok'la geçen sene yapmış olduğu röportajı değerlendirerek 'Hemşehrimize vefa borcumuzu ödemek istedim' dedi.

Erol Olçok'un ardından

Deneyimli Gazeteci Gülesin Ağbal Demirer, Demokrasi Şehidi Erol Olçok'la geçen sene yapmış olduğu röportajı değerlendirerek 'Hemşehrimize vefa borcumuzu ödemek istedim' dedi.

İşte o değerlendirme;

Elbette iki saatlik bir zaman diliminde konuştuğum Erol Olçok'u tanıdığım iddiasında değilim. Bu yazının niyeti de bu değil. Onu tanıyanların anlatacakları benim yazdıklarıma göre daha kapsamlı ve detaylı olacaktır. Ben sadece bize zamanını ayıran, gazeteci olarak bir hayalimi gerçekleştiren hemşehrimize vefa borcumu ödemek istedim.


Her gazetecinin meslek hayatı boyunca söyleşi yapmayı hayal ettiği insanlar vardır. Bu insanlar ya mesleğinin en iyisidir ya devletin tepe noktasındakilerdir ya da toplumda bir yönüyle öne çıkanlardır. Onlara ulaşmanız zordur, dahası onların yerel bir gazeteciye ayıracak vakitleri yoktur. Kimisi de bırakın yereli yaygın basına bile röportaj vermekten kaçınır. Çünkü her ne kadar yaptıkları işler milyonlara hitap etse de onlar bedenleriyle kamuoyu önünde olmaktan hazzetmezler. İşte Erol Olçok da benim söyleşi yapmak istediğim ama nasıl olup ta görüşeceğim, görüşsem bile söyleşiye ikna edip edemeyeceğimi bilmediğim insanlardan biriydi. Olçok, girdiği her seçimden birinci çıkmış AK Parti'nin seçim kampanyalarını yapan tüm dünyanın hayretle izlediği reklamcıydı.Üstelik başarılarla dolu meslek hayatı boyunca gazetecilere verdiği söyleşi sayısı bir elin parmaklarını bulmuyordu.


SORULAR ÇOK KIŞKIRTICI


Geçen yıl temmuz ayıydı sanırım. Yerel bir dergideki arkadaşlarla 1 Kasım genel seçimleri öncesi çıkacak sayıda hemşehrimiz Erol Olçok söyleşisinin olmasının ne kadar yakışık alacağını konuşuyoruz. Seçimlerin  tüm partiler ve Türkiye için taşıdığı hayati önemi göz önüne aldığımızda o yoğunlukta ve kritik süreçte Erol Olçok'a ulaşmak ve onu konuşmaya ikna etmek bizim için hayalin de ötesi. O gün kullandığım cümleyi daha dün gibi hatırlıyorum; 'Zor, çok zor, ama imkânsız değil'.


1 Kasım genel seçimleri Türkiye için önemli, ancak AK Parti için de çok kritik bir seçim. 7 Haziran seçimine kadar girdiği her seçimden başarıyla çıkan parti, bu seçimde yine en çok oyu almasına karşın tek başına iktidar gücünü yakalayamamıştı. Bu sonuç halkın AK Parti'ye bir ihtarı olarak değerlendiriliyordu. Seçim sonucu koalisyonu öngörüyor ama koalisyon hükümeti de kurulamayınca 1 Kasım'da erken seçim kararı alınmıştı. Peki 7 Haziran'da halktan ihtar alan AK Parti, 1 Kasım genel seçimlerinde ne yapacaktı? Oylarının daha da düşmesi demek AK Parti'nin artık siyaseten eridiğini gösterecekti. Toplumun AK Parti için ya 'devam' ya da 'tamam' diyeceği böylesi kritik bir seçim öncesi AK Parti'nin reklamcısı Erol Olçok ne yapacaktı acaba? Gazeteci için oldukça kışkırtıcı bir soru. Kendisine ulaşırsak daha sorulacak ne sorular var…


KAPIDAN OLMAZSA PENCEREDEN


Dergideki  konuşmamızın üzerinden daha birkaç gün geçmişti ki Olçok'un her yıl olduğu gibi bu yıl da merhum kardeşinin ruhuna  mevlit okutup yemek vermek için köyü Mecidiyekavak'a geleceğini duyduk. Yemeğe katılan Çorum eski Milletvekili Agah Kafkas ve AK Parti İl Başkan Yardımcısı aile dostumuz Şeyda Önen aracılığıyla Olçok'tan bir gün sonrasına söyleşi sözü aldık. Görüşme öğle üzeri Olçok'unBinevler'deki evinde gerçekleşecekti. Kendisi söyleşi sonrası hemen yola çıkacaktı. Az bir vaktimiz vardı.


Söyleşi vaktinde Şeyda Önen, Hakimiyet Yazı İşleri Müdürü Mustafa Demirer, dergiden Sebiha Özdağ'la birlikte Olçok'un evinin kapısındaydık. Sade ben değil herkeste heyecan, biraz da gerginlik var. Benimse kafamda söyleşide sormayı düşündüğüm sorular; acaba çok mu ukala, terslerse ben de alttan al-a-mam gibi varsayımlarla çarpışıyor.Bu kara tabloda söyleşi ya baştan buhar olup uçacak ya da tatsız tuzsuz yemek gibi geriye açlık baki kalacaktı.


Kafamdaki çarpışma devam ededursun kapıyı birkaç kez çalıyoruz. Nihayet Erol Olçok görünüyor camdan. Ama bir terslik var. O içerden biz dışarıdan uğraşıyoruz, kapı bir türlü açılmıyor. Herkes bir şey deniyor, olmuyor. Heyecanı, gerginliği unutup gülmeye başlıyoruz. Çözümü Erol Olçok buluyor. Eve pencereden gireceğiz. Giriyoruz da. Kendi kendime bir söyleşiye  ilk defa pencereden giriyorum diye gülüyorum.


Koltuğa yan yana oturuyoruz. Kendimizi tanıtıyoruz. Açılmayan kapı nedeniyle oluşan espri ortamı içinde söyleşiye başlıyoruz. Yalnız her söyleşi öncesi yaptığım uyarıyı ona da söylüyorum: 'Kayıt dışı dedikleriniz hariç siz ne söylerseniz noktası virgülüne dokunmadan aynen aktaracağım. Sadece kelime ve cümle tekrarlarını çıkartırım' diyorum. 'Tamam, siz nasıl isterseniz.' karşılığını veriyor.


20 DAKİKA OLUYOR 2 SAAT


Söyleşi için öngördüğümüz en fazla 20 dakika, kayıt dışı sohbet, fotoğraf çekimi derken 2 saati buluyor. Bizim için ulaşılması zor görünen Erol Olçok oldukça mütevazı bir şekilde bütün sorulara içtenlikle cevap veriyor. Meslektaşlarım bu duyguyu iyi bilir; muhatabınız nerde tribünlere oynuyor nerde samimi ve içten hissedersiniz. Sonuçta her şeyi olduğu gibi aktarır, takdiri okura bırakırsınız. Olçok söyleşi boyunca tribünlere hiç oynamadı. Sorulara ne hissediyorsa, ne düşünüyorsa öyle cevap verdi. Sadece içinde bulunduğumuz hassas siyasi atmosferi göz önüne alarak kelimelerini dikkatle seçti.


Bir ara 'Hep Erdoğan'dan bahsediyorsunuz, oysa partinin genel başkanı Davutoğlu' diye güya kurnazlık yaptığımda, 'E sen hep Erdoğan'ı soruyorsun' sözleriyle hafif  çıkıştı.


Söyleşinin kelime soruları kısmında 'Erdoğan' dediğimde 'Kahraman' cevabını verirken de buna gerçekten inanıyordu.


Ayrılırken söyleşi yayımlanmadan önce görüp göremeyeceğini sordu. İçeriğe fazla müdahale etmeden metni görebileceğine dair anlaştık. Bir de 1 Kasım seçim kampanyasını birkaç gün sahada  izleme konusunda söz aldım. 'Niye olmasın tabiî ki, bizim de adama ihtiyacımız var' dedi.


Söyleşi taslağını kısa sürede mail adresine gönderdim. Hemen aradı. Telefonda gerekli gördüğü düzeltmeleri yaptık. Söyleşinin yayımlanacağı sayıyı adresine göndermemi istedi.


Derginin yeni sayısı gecikince söyleşiyi 1 Kasım genel seçimleri öncesi Hakimiyet'te yayımladık. Gazeteyi adresine gönderdik ama kampanya döneminde Olçok ve ekibini sahada izlemek nasip olmadı. Biz Ankara'ya gidemedik.


Olçok'la 1 Kasım seçimine giren AK Parti, bu seçimden de büyük başarı ile çıktı. Halk bir seçimlik  ihtardan sora iktidara yeni bir avans vermişti.


1 YIL SONRA, KARA GECE


Ve söyleşi yaptığımız tarihin hemen hemen 1 yıl sonrası. 15 Temmuz 2016. 'Bu zamanda ne darbesi' dediğimiz, Ankara, İstanbul'da TV'den izlediklerimiz, sonrasında herkes gibi sokağa döküldüğümüz o kara gecede, 'Erol Olçok da köprüde şehit olmuş' haberi geldi. Haber bültenlerinde geçmeden duyduğumuz, ama inşallah doğru değildir dediğimiz haberlerden biri.


Elbette iki saatlik bir zaman diliminde konuştuğum Erol Olçok'u tanıdığım iddiasında değilim. Bu yazının niyeti de bu değil. Onu tanıyanların anlatacakları benim yazdıklarıma göre daha kapsamlı ve detaylı olacaktır. Ben sadece bize zamanını ayıran, gazeteci olarak bir hayalimi gerçekleştiren hemşehrimize; dahası inandığı dava uğrunda evladı ile can veren şehidimize vefa borcumu ödemek istedim. İnşallah maksat hasıl olmuştur. Allah Ona ve tüm şehitlerimize gani gani rahmet etsin.

 

Yorum Gönder

@name x